Yeşim

Güneş Ülkesi İnceleme Yazısı
7/10
·96 syf.··
2021 1. kitabı
Campanella'nın hayalini kurduğu bir devlet yapısına sahip olan ülkenin adıdır Güneş Ülkesi. Bu anlamda bir ütopya olan kitap, Güneş Ülkesi'ni görmüş bir kaptan ve bir Hospitalier şövalyesinin diyaloglarından oluşuyor. Campanella Güneş Ülkesi'nde özel mülkiyetin olmadığı ve her şeyin bireyler tarafından ortak kullanıldığı bir toplum portresi çiziyor. Dini düşüncelerinin hayatlarındaki etkinliğini sürekli hissettiğimiz eserde Güneş Ülkesi sakinleri bilime ve özellikle astronomiye çok önem veriyor, tüm planlamalar yıldızların ve gezegenlerin konumlarına göre yapılıyor. Zenginliğin ve fakirliğin olmadığı ülkede birey değil toplum yararı gözetiliyor, bireylerin her türlü etkinliği devlet tarafından kontrol ediliyor. Bireylerin gelişiminin toplumun gelişimi demek olması sebebiyle bireysel eğitime, özellikle çocukların eğitimine büyük önem verilmesiyle ideal bir toplum resmi çizilmiş eserde. Fakat üreme dahil toplumun bütün etkinliklerinin devlet tarafından kontrol edilmesi ve belirlenmesi dolayısıyla bireyin iradesinin hiçe sayılmasını gerçekten 'ütopik' buldum. Ayrıca Güneş Ülkesi'nde kadın ve erkek arasındaki eşitlikten de bahsetmek pek mümkün değil. Ülkede kadınlar da toplum yararına çalışıp gerektiğinde savaşa katılabiliyor fakat asıl görevlerinin üreme döngüsünün temel taşı olarak belirtilmesi bu düşünceyi destekliyor. Campanella'nın hayalindeki ülkede iyi işleyen devlet düzeni içerisinde nasıl olsa herkes mutludur. Ne var ki gerçek hayatta bu böyle değildir. Campanella böyle bir ülkeyi hayal ederken bireylerin de duygularının, fikirlerinin ve hırslarının olduğunu unutmuş sanırım. Bütün bu gerekçelere dayanarak böyle bir devlet düzeninin olması çok da gerçekçi görünmüyor. Yine de dönemine göre ideal sayılabilecek bir toplum hayali ile Campanella'nın Güneş Ülkesi
Edebiyat
Güneş ÜlkesiTommaso Campanella · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 20194,675 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yakıcı Sır İnceleme Yazısı
7/10
·104 syf.··
2021 3. kitabı
Güzel bir tatil geçirmek isteyen bir baron, kaldığı otelde bir kadını gözüne kestirir ve kadına ulaşmak için kadının çocuğunu kullanmaya başlar. Başlarda baronun arkadaşlığından hoşnut olan küçük Edgar bir süre sonra annesi ve baron arasındaki tehlikeli yakınlaşmadan şüphe duymaya başlar. Kitap yetişkinlerin dünyasının küçük bir çocuğun bakış açısından nasıl göründüğünü bizlere göstermeye çalışıyor. Hikâye örgüsünden ziyade bir çocuğun hayatına dair pek çok unsur barındıran bir kitap. Annesi tarafından sürekli uyarılan ve gerekli ilgi sadece hastalığı yüzünden gösterilen ve ilgiyi başkasında bulmasıyla ona bağlanan, sevgiye aç bir Edgar görüyoruz. Yine Edgar'ın annesi tarafından başkalarının yanında sürekli aşağılandığını düşündüğü için kendini ispat etmeye çalışması aslında çocuklara birer birey olarak davranmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Çocuklara "sen sus, yetişkinlerin yanında sana laf düşmez" tarzındaki yaklaşımların ne kadar yanlış olduğunu, bunun onların ruhunda ne kadar derin yaralar açtığını, onlara da birer birey olarak muamele etmenin gelişimleri açısından ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından iyi bir farkındalık yaratan bir kitap.
Edebiyat
Yakıcı SırStefan Zweig · Anonim Yayıncılık · 202051,4bin okunma
Amok Koşucusu İnceleme Yazısı
9/10
·96 syf.··
2021 89. kitabı
Stefan Zweig'in en önemli eserlerinden biri olan bu kitap hakkında bahsetmeden önce 'Amok' ve 'Amok koşucusu' kavramlarının ne anlama geldiğinden bahsetmekte fayda var. Amok hastalığı Orta Asya'da, özellikle Malezya'da yaygın olarak görülen bir psikiyatrik hastalıktır. Malay dilinde Amuk olarak isimlendirilen bu hastalık gözü kararmış, öfkeden deliye dönmüş, öldüren anlamlarına geliyor. Depresif bir halde bulunan Amok koşucusu istemsizce, bilinçsizce ve hiçbir nedeni olmaksızın çevresindeki her bir canlıya vahşice saldırmaya başlar. Bu haldeki bir 'Amok Koşucusu' birileri tarafından durdurulana, öldürülene veya kendini öldürene kadar asla durmaz. Daha kısa bir ifadeyle bir tür cinnet durumudur aslında Amok. Bu kısa bilgiden sonra kitabın konusuna gelecek olursak; kitapta bir doktorun kendisine gelen kadın bir hastanın yardım talebini geri çevirmesi ve sonrasında yaşadığı derin pişmanlık ve vicdan azabı anlatılıyor. Görev bilincini sonuna kadar işleyen bu kitapta derin psikolojik çözümlemelere ve kişilik analizlerine girildiğini görüyoruz. İçinde bulunduğu durumdan dolayı pişmanlık ve vicdan azabı duyan karakterimizin doktor olmanın verdiği görev ve sorumluluk bilinci ile kendi duyguları arasında sıkışıp kalmasını ve bu nedenle kendini kaybetmesini adeta bir Amok koşucusu benzetmesiyle anlatmasını hayli ilgi çekici buldum. İyilik yapmanın bir görev olup olmadığını sorgulatmasıyla varoluşçuluk felsefesine göz kırpan bu kitap her okuyanın farklı yorumlar çıkarabileceği bir eser. Eserlerinde intihar temasını sıklıkla işleyen Zweig'ın belki de kendisi de bir Amok koşucusuydu. I. Dünya Savaşı döneminde savaşa katılmak istemeyen ve fikirlerinden ödün vermeyen yazar da Nazi baskısı sebebiyle hayatına son vermiş ve böylece Amok koşusu son bulmuştur.
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Anonim Yayıncılık · 2020134,8bin okunma
Gömülü Şamdan İnceleme Yazısı
9/10
·184 syf.··
2021 2. kitabı
Süleyman'ın tapınağından çıkan, Yahudilerin kutsal emaneti yedi kollu şamdanın (Menora) Roma'yı yağmalayan Vandalların eline geçmesiyle Menora'yı tekrar almaya çalışan cemaatin çabalarını ve bu uğurda fedakârlıkta bulunan Benjamin'in denizaşırı yolculuğunu konu alıyor kitap. Stefan Zweig'ın diğer kitaplarına göre farklı bir tarzı olan bu kitap benim şu ana kadar okuduğum Zweig kitaplarından en etkileyici bulduklarımdan biri. Tarihi bir içeriğinin de olması sebebiyle ilgiyle okuduğum kitap, bu anlamda anlattığı döneme yakın bir pencereden bakma fırsatı sunmakla beraber farklı bir kültür hakkında da bilgi sahibi olmak adına ışık tuttu. Kutsal olana saygı sebebiyle verilen bir mücadele, fedakârlık ve bunun uğruna Benjamin'in Roma'dan İstanbul'a, oradan da Kudüs'e kadar yaptığı yolculuğu ilgiyle okudum. Amacın kutsal bir emanete sahip olmanın yanı sıra onu gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu da en iyi şekilde anlatan kitap aslında bize insanın kendi kültürüne sahip çıkmanın kendi özü adına ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Edebiyat
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Anonim Yayıncılık · 202017,9bin okunma
Otomatik Portakal İnceleme Yazısı
8/10
·172 syf.··
2021 8. kitabı
Anthony Burgess'in bir eseri olan bu kitap, şiddet bağımlısı gençlerden oluşan bir çetenin lideri olan Alex'in yakalanıp bir şiddet deneyinde kobay olarak kullanılmasını konu alıyor. Kitapta fazlaca argo sözcükler bulunuyor. Zaten kitabın ismi de İngiliz argosu olan bir deyişten geliyor. Fakat bu beni rahatsız etmedi aksine Alex'in anlatımı içinde eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim. Alex ve çetesi tarafından yapılan hırsızlık, tecavüz, kundaklama gibi şiddetin fazlaca yer edindiği ilk bölümü okurken oldukça rahatsız olduğumu söylemeliyim. İşlediği suçlardan sonra topluma yeniden kazandırılıp daha iyi bir insana dönüşmesi için bir deneye tabi tutuluyor Alex. "İyi olmak insanın seçimi midir yoksa insan baskı yöntemi uygulanarak iyi birine dönüştürülüp bir 'otomatik portakal' haline mi getirilmelidir?" konusunu işleyen kitapta dendiği gibi "seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir" görüşüne katılmakla birlikte ben açıkçası Alex gibi şiddet eğilimli bir insan varsın zorla bir otomatik portakala dönüştürülsün demekten kendimi alamadım. Kitabın sonunda ise 'iyileşip' tekrar eski zamanlardaki gibi bir çete toplayan ve artık şiddetten eskisi kadar zevk almayan bir Alex görüyoruz. Bunun sebebinin ise büyümeye bağlanıp 'aman canım gençlikti onların hepsi' tavrında bir kestirmeyle sonlanması bana biraz garip geldi. Bu şekilde şiddet bağımlısı olan, bundan zevk alan bir insana birdenbire gelen bu farkındalık için açıkçası daha etkili bir sebep olması gerekir diye düşünüyorum. Sonuç olarak arka planda baskıcı bir devlet rejimi altındaki bir yaşamı konu alması bakımıyla distopik bulduğum bu kitap bana 'insanın iyiliği seçilebilme şansına sahip olması mı gerektiği' düşüncesini sorgulatmasıyla beni düşünmeye sevk eden ve üzerinde kafa yorduğum bir kitap oldu.
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma