Bugün mutlu olmayışının sorumluluğu senin elinde. Bununla yüzleşmek ilk başta ağır gelecek sana, farkındayım. Ama yavaş yavaş bunu da kabullendiğin zaman gücün kendinde olduğunu anlayacaksın.
Öfke böyle bir süreçte kontrol etmekte en çok zorlandığımız duygudur. Geçmişe ve o insanlara yönelik öfke sana çok zarar verir. Peki, bu durumda senin öfkenin kaynağı nedir, kökeninde neler var? Haksızlığa uğramış olmak mı? Yoksa öfkenin amacı adalet arayışı mı? "Bana bunu nasıl yaptılar?" sorusu mu moti vasyonunun kaynağı? Peki, öfken ne kadar işlevsel; bir intikam hayatını daha iyi mi yapacak? Bu öfkeden kurtulmak için "Evet, geçmişte bu oldu, olan oldu ve artık yapacak bir şey yok," diye bilmek gerek. O zaman sen kendini koruyamıyordun, o zaman kendini mutlu etme şansın da yoktu ama şimdi var. Haksızlığa uğradım, keşke uğramasaydım ama geçmişte uğradığım bir haksızlık sebebiyle neden bugünümü mahvedeyim?
Ama insanlar kendilerini iyi hissettikleri zaman bile, genellikle çalışmamayı çalışmaya yeğleyeceklerini, işyerindeki moti vasyonlarının düşük olduğunu söylüyorlar. Bunun tersi de doğru: Zar zor kazandıkları boş zamanlarından zevk almaları gerektiği halde, in sanlar genellikle bu gibi zamanlarda şaşırtıcı bir şekilde morallerinin bozuk olduğunu bildiriyorlar; ama yine de daha fazla boş zaman iste meye devam ediyorlar.
Her zaman yaşamımızdaki çağrıyı, bizi tutku ve heyecanla dolduran şeyi aramalıyız, Kişinin hem hoşlandığı, hem de yararlandığı -bir şeyden aldığı motivasyonla hiç bir şey yarışamaz. Ve en iyi zamanlarımız amaçlarımızla motivasyonumuzun sorunsuzca elele verdiği, zahmetsizce ileriye doğru itildiğimiz ve hiçbir yanlış yapa-mayacağımız zamanlardır.
Ancak böyle şeyleri bulması zordur. Bulunsa bile onların da kendi sorunlarını ve motive olmama anlarını taşıması kaçınılmazdır. Açlık çekmeyen, adanmış ve en motive kişi bile yaşamında moti-vasyonunun yetersiz ve eksik olduğu alanlar, zamanlar bulacaktır ve yöntemlerimizden büyük yarar sağlayabilir.
En iyisi tutkularımızın peşinden gitmek, sevdiğimiz şeyleri bulmak ve onları kovalamayı asla bırakmamaktır.
Ghulam Qadir moved quickly. The royal guards and the princes were immediately disarmed. The guards were expelled from the Fort and the princes locked up in Aurangzeb’s white marble Moti Masjid. Then Ghulam Qadir, in what would at any other time be regarded as an unpardonable breach of etiquette, sat down on the cushions of the imperial throne next to the Emperor, ‘passed an arm familiarly round his neck and blew tobacco smoke into his sovereign ’s face’. So began what the Maratha newswriter described as a ‘dance of the demons’, a reign of terror which lasted for nine weeks.
Annemle babam gelip beni yanaklarımdan öptü. Nora'yı ellerinden tuttular ve üçü oynamaya başladı. Menahem, Justice, Moti, Rafi ve karıları köylülerle kol kola dabke öğrenmeye çalışıyordu. Birden, belki de barışın mümkün olduğunu düşündüm. Abbas'ın olayları benim gözümle görebilmesini diledim.