Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı (1971), Türk edebiyatının modernist dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Roman, biçimsel yenilikleri, bilinç akışı tekniği, ironik dili ve varoluşsal temalarıyla klasik anlatı kalıplarını yıkar. Eser, “tutunamayan” bireylerin yani toplumun değer yargılarına, başarı ölçütlerine ve sahte düzenine uyum sağlayamayanların hikâyesini anlatır. Romanın merkezinde Selim Işık ve onun arkadaşı Turgut Özben vardır. Selim’in intiharıyla başlayan anlatı, Turgut’un onun hayatını, düşüncelerini ve neden tutunamadığını anlamaya çalışması üzerinden ilerler.
Oğuz Atay, romanında “tutunamamak” kavramını yalnızca bireysel bir zayıflık olarak değil, modern toplumun yabancılaştırıcı etkisinin sonucu olarak gösterir. Selim Işık, duyarlı, sorgulayan, idealist bir aydındır; ancak topluma uyum sağlayamaz, kalabalıklar arasında yalnız kalır. Turgut Özben ise ilk başta sıradan bir mühendis, düzenin parçasıdır. Fakat Selim’in ölümünden sonra kendi hayatını sorgulamaya başlar; böylece o da yavaş yavaş bir “tutunamayan”a dönüşür. Bu dönüşüm, romanın ana eksenini oluşturur ve Atay’ın modern birey eleştirisini derinleştirir.
Eserdeki dil ve biçim, klasik roman anlayışından tamamen farklıdır. Oğuz Atay, parodi, ironi, iç monolog, ansiklopedik bilgi, oyun parçaları, şiirler ve bilinç akışı gibi çok katmanlı bir anlatım kurar. Romanın yapısı, tıpkı kahramanlarının zihinleri gibi dağınık, karmaşık ve düzensizdir. Bu biçimsel karmaşa, aslında modern insanın iç dünyasındaki düzensizliği yansıtır. Yazar, dilin sınırlarını zorlayarak hem toplumsal eleştirisini hem de bireyin içsel parçalanmışlığını dil üzerinden görünür kılar.
Tutunamayanlar, bir yönüyle Türkiye’nin modernleşme sürecine dair bir alegoridir. Selim ve Turgut’un yabancılaşması, yalnızca bireysel bir