Aslında ölü olduğu halde, kendini diri sananlar vardır. Yüreklerinde ilâhî sözün ateşini ve aydınlığını duymayan kişiler, ölüdürler. Asıl ölüler, mezardaki ölüler değil, bu ölülerdir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Müslüman, vücudunda bir kıyamet taşıyan, ötenin sarsıntısını duymamış kişilere bir kıyamet aşılayan ve onları en şiddetli bir kıyametle sarsan bir kıyamet adamıdır.
Ceplerimizdeki saat, namazın vaktini gösterdiği gibi, sanki, önceden bilemediğimiz bir akrep ve yelkovan durumunda «kıyamet»i de gösterecektir. Örümceklerin şu veya bu mevsimde örecekleri şu kadar ağdan, ağaçların verecekleri şu kadar meyveden, suların şu kadar akışından, denizlerin şu kadar kabarışından, güneş, ay ve yıldızların şu kadar doğuş ve batışından, şu kadar şehit ölümünden sonra bir gün, bir saatte, ceplerimizdeki saat «kıyamet!» deyip duracaktır. Sank ceplerimizdeki saat, kıyametin kalbi gibi her an atıp durmaktadır. İşitip duyana ne mutlu!
Dünyaya, genellikle çocukluğumuzdan bakarız. Bu bakışın bizi götürdüğü yer, burasının her geçen gün kirlendiği, bozulduğu yönündedir. Çocukluğumuz ile bugünkü halimizi kıyaslarsak; kirlenenin, bozulanın dünya mı, yoksa biz mi olduğunu daha iyi görürüz.