• Babam ne zaman İsrail'in Filistin'e saldırdığı haberini görse bana şöyle derdi; “Bizim dönemimizde Filistin’e daha bir ayrı önem verilirdi. Şimdikiler hep göstermelik.” Hep itiraz ederdim buna ve “Evet sizin döneminizde önemli olabilir ama bugünün gençleri de o kadar duygusuz değiller.” derdim. Babam da haklıydı, ben de. Bu kitap ile ilgili aldığım bazı notları babamla paylaştığımda ise; “Şimdi inanmışsındır bizim daha çok dava adamı olduğumuza” dedi. Haklıydı evet. O dönemlerde haklı yada haksız her insanın bir davası vardı. Çünkü gençler o zaman şimdiki gibi teknolojik bataklığa saplanmamışlardı. En azından düşünebiliyorlardı ve 'bananeci' değillerdi. İnsanlar doğru ya da yanlış bir amaç güdüyorlardı ve o amaçları için mücadele veriyorlardı. Şimdiki toplumumuz gibi sadece günü kurtarmak için yaşamıyorlardı. Neyse...

    Mehmet Eroğlu’da aslında 1965-80 dönemindeki bir dava için ölüme yürüyen üç dava arkadaşının hikayesini anlatıyor bu eserinde. Anlatırken de olayların gizemi ve psikanaliz tarafı göze çarpıyor. Kendi canını diğer arkadaşlarının canı için feda edebilecek insanlardan, Yahudilerin acımasız işkencelerinden ve bunun psikolojik sorunlarından... Kitapta, 1 Yahudi pilotun 33 Filistinli ile takasından bahsedilmiş. Bu demek oluyor ki onların 1 askeri 33 Müslümanın canından daha değerli kılınmış.

    Yaptığım araştırmalara göre Hamas örgütünün elinde esir olan bir askerin 1000 Filistinli mahkum ile takası söz konusu olmuş. "Vay be!" dedim. "1000=1" Ne eşitlik ama...

    Müslümanlar olarak ne zaman yükselişe geçeceğiz biliyor musunuz? İşte bir canın kıymetini anladığımız, ölüp giden binlerce Müslüman için sadece haberi duyduğumuz anda üzülmeyen ve birlik içinde aynı amacı güden büyük bir topluluk olduğumuz zaman.

    Saygılarımla…
  • Bakara-226-227
    Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.
    Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.

    Cahiliyeden beri devam eden ve erkeğin eşine yaklaşmamak üzere yemin etmesi ve eşinden uzak durması olarak gerçekleşen bir ÖRF;
    İLA…
    “İla” yemin manasınadır. Kişinin eşine yaklaşmamak için yaptığı yemin karşılığında kullanılmıştır. Cahiliye devri Arapları, kadınlar üzerinde bir baskı olmak üzere, onlara darıldıkları vakit kadınlardan süresiz şekilde uzak dururlar, hiç yanlarına varmazlar, cinsi temas yapmazlar ve onlara yaklaşmamak hususunda yemin ederlerdi.
    İslâm'dan önce, Hicaz yöresi arapları ilâ işlemini, zıhar gibi bir boşama yöntemi olarak uyguluyorlardı. Ancak tasarrufun sonucu geniş bir zamana yayıldığı için bu daha çok kadını baskı altına almak, ona zarar ve sıkıntı vermek için kullanılmaktaydı. Çünkü koca bir, iki yıl veya daha uzun süreyle eşine karşı kocalık görevini yapmıyor, yeni yeminle süreyi uzatıyordu. İlâ sonuna kadar evlilik akdi devam ettiği için, eşi yeni bir evlilik yapma imkânı bulamaz ve gönlü incinmiş olarak sığıntı şekilde o evde günlerini geçirirdi (bk. el-Meydânî, el-Lubâb fi Şerhi'l-Kitâb, Kahire, t.y., III, 59-63; Abdurrahman es-Sâbûnî, Medâ Hürriyeti'z-Zevseyn fi't- Tatâk E'ş-Şerîati'l-İslâmiyye, Dâru'l-Fikr, II, 945-964; Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk 1404/1984, VII, 535-555; Mecelletu'l-Ezher, XX, 638-641; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, II, 290-310).
    Ancak, İslâm, eşiyle bu anlamda ilişki kesmeyi süresiz ve sınırsız olmaktan çıkartarak dört aylık süre ile sınırladı. Koca bu dört ay içinde her an yemininden dönüp, eşiyle barışabilir. Ancak eşine dönmeksizin dört aylık müddet sona ererse evlilik de sona erer.
    Bu İLA ile boşanmadır. Bu Dört aydan sonra koca yemininden dönmez ise kadın başkası ile evlenebilir.
    Allah'ın elçisi de hanımlarına ilâ yaptı. Bir aylık ila’dan sonra eşlerine ahzab suresinde anlatıldığı gibi seçenekler sundu ve eşleri boşanmayı değil Hz peygamberin yanında kalmayı tercih ettiler.
    Ahzab 28;
    Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.

    İla cahiliyeden beri devam eden bir arap örfü idi.. İla yı Hz peygamber kendisi icad etmedi. Yine Allah ilayı o topluma ilahi vahiy olarak dayatmadı. Arap örfü olarak İLA cahiliyeden beri zaten vardı.
    Arap toplumunda bu örf adı altında Kadına zulüm vardı. Kadına ila yapılarak kadına hayat zindan ediliyordu… Kadının mal gibi eşya gibi bir değere sahip olduğu o dönemlerde Allah kadına haklar tanımış ve Arap örfünde olan zulüme dur demiştir.
    Vel hasıl Rabbim Ayetlerle bu İLA örfünü anlatarak bazı düzenlemeler yapıyor ve zulmü ortadan kaldırıyor..
    Mustafa öztürk hocanın dediği gibi ben de İla yapan bir müslüman şimdiye kadar hiç duymadım.. Bugün bir ila yapayım da şu ayeti uygulamadan dünyadan gitmeyeyim diyen birinide duymadım..
    Velhasıl diyeceğim odur ki.. Arap örfünde nerede kadına zulüm varsa Allah oraya müdahale etmiştir..
    Burada esas olan Yani din olan Kadına zulüm yapılmamasıdır..(Kimseye zulüm yapılmasın)
    Burada örf olan İLA dır..
    Biz ilayı Yani arap örfünü din zannediyoruz ve asıl alınması gereken mesajı ıskalıyoruz
  • Çoğu Müslüman için iman, Müslüman bir ailede doğması sebebiyle edindiği bir değerdir. Neden iman ettiğini sorgulamadan ve imanını gerektiğinde savunulabilir delile dayalı bir temele dayandırmadan edinir.
    Emre Dorman
    Sayfa 53 - İstanbul yayınevi
  • “Nasıl iyi Müslüman oluruz?” Sorusunu sormadan önce “nasıl iyi bir insan oluruz?” Sorusunu sormak gerekir.
  • Amacımız; Müslümanların İslamlaştırılması
    Düsturumuz; İnanmak ve Savaşmak
  • İmam-ı Azam'dan İmam-ı Şafii'ye oradan Malik ve Ahmed bin Hanbel'e uzanan bu büyük hazineyi gözden düşürüp Müslümanları sağa sola savuracak Müslüman sayısınca mezhep kurduracaklar. Zaten bir türlü bir araya gelemeyen enerjimizi birbirimizi tekzip edecek bir kaosa döndürecekler. Camiler bölünecek, namazlar farklılaşacak, haram ve helaller Kur'an ve Sünnet bilincinden, dedikodu ulemasına dönüşmüş kişilerin egosuna mahkûm edilecek.
  • Görünüşte hiçbir Müslüman'ı rahatsız etmeyecek bir başlık. Ama iş anladığınız gibi değil. Bu sözün açılımı şudur; 'Hz.Peygamber'in (s.a.v.) hayatını, hadislerini yok sayacak' bir İslam projesi. İki yüzyıldır oryantalistlerin meşhur projesidir bu.
    Kur'an İslam'ı projesi, zannettiğiniz gibi Kur'an'ı okuyup onun mesajını hayata yaymak anlamı taşımıyor. Tam aksine Kur'an ayetlerini diledikleri gibi yorumlayacak ve 'paralel bir din' kuracaklardır. 'Kur'ancılık' hareketi Pakistan havzasında oryantalistlerin kurduğu 'mealcilik' hareketiyle 'peygamberi' yok sayma paydasında buluşurlar. Bu akımın temelinde; hadis, sünnet, icma ve kıyas denilen ana temalar, disiplinler yoktur.
    Abdullah Chakralami'nin oluşturduğu Kur'an ehli Gulam Ahmed'le Pakistan'da yer edindi. Birçok önemli sapkın ekol buradan hareketle İslam âleminde Hz.Peygamber'i (s.a.v.), sünneti yok sayan, hatta onu anmayı şirk sayan batıl hareketlerin merkezi olmaya başladı.