Onunla tam olarak iç nedene bağlı mutluluk arayışı üzerine çalıştık. Çünkü onun mutluluk felsefesi yanlıştı. O kapitalist sistemin sunduğu mutluluğu istiyordu, Genel olarak böyle ama gençleri bu tatmin etmiyor. Kapitalizmin koyduğu hedefler nedir? Kaliforniya Sendromu hedefleri. Kaliforniya Sendromu diyorum çünkü Kaliforniya'da başlayarak yayıldı ama küresel bir sendrom artık. Kaliforniya Sendromu'nun dört tane belirtisi vardır: hedonizm, benmerkezcilik, yalnızlık, mutsuzluk. Birincisi, zevki yaşamın amacı görmek, haz ve hız peşinde koşmayı seçmek. Bunun sonucunda insanlar benmerkezci olmak zorunda kalıyor ve yalnızlaşıyorlar. Yalnızlaşan insanlar da "Zaten mutsuzum, böyle mutsuz olacağıma öleyim.” diye intihar ediyorlar.
Dünya Sağlık Örgütü, intihar önleme projesini bütün dünya parlamentolarına gönderdi. Hollanda'da her gün trenler yanın saat dururmuş. Sebebi birilerinin intihar etmesiymiş ve bunların çoğu da gençmiş. insanlık yeme, içme, üreme değil de soyut hedefler arayışı içerisinde; yeni kuşak böyle yetişiyor. Bunu yakalayabilirsek geleceği yakalayabiliriz. Bu aslında insanlığın gelişmişlik seviyesiyle de yakından ilgili. Soran, sorgulayan, özgür, düşünen insan tipi. Gelecekteki sosyal politikalarımızı böyle bir insan tipini düşünerek planlamalıyız.
Dikkat ettiniz mi, bilmiyorum. Ben ettim. Son zamanlarda, sağduyu çağrıları bile öfkeli bir ses tonuyla yapılıyor. Adeta herkes herkesin gücüne gidiyor.
Söz söylemek yerine, laf yetiştirmenin telaşı içindeyiz.
En hayati konularda bile hemfikir olma ihtimalimiz neredeyse sıfır. Bakınız: Doğu Anadolu, Suriye ve yeni anayasa meseleleri. Revaçta olan, haddini bilmek değil, haddini bildirmek.
Sen benim kim olduğumu biliyor musun diyenlerin sayısında ciddi bir artış var.
Özetle; karşılıklı olarak, birbirimizi anlamaya değil, anlamamaya çalışıyoruz. Hatta bunun için özel çaba sarfettiğimiz bile söylenebilir.
Dolayısıyla, hem anlamıyor hem anlatamıyoruz.
"Önce refik, sonra tarik” denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir. İlk olarak şunu söyleyelim: 'İnsanı, yol değil, yol arkadaşları yorar.' Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur. Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir; yoldur, yolculuktur. Yanımızdakinin dostumuz olup olmadığı, yolculuk esnasında ortaya çıkar. Özellikle siyasette ve ticarette, hatta edebiyatta, bu yürüyüşlerin büyük bir kısmı hüsranla sonuçlanır. Tanıdığımızı sandığımız insanları tanıyamamış olmanın üzüntüsü ve şaşkınlığı, bizi, yolculuktan daha fazla yorar. Tam da burada, Mustafa Kutlu'nun şu sorusu önemlidir: "Kırk yıl birlikte olmuş olsak bile, bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?"
(Ezel Erverdi Kitabı, Sayfa 99)
Mustafa Kutlu
Nurettin Topçu, "üç hâkimin hükmünde hata aranmaz" diyor. "Kalbin, kaderin ve ölümün." Dizlerimizi kırıp kaderin karşısına oturduk ve 'ne diyecek' diye merakla bekledik. Sonuç olarak, işte buradayız.