Ama yaşlanıp da yılların deneylerinden geçtikten sonra, Úrsula ana karnındayken çocukların ağlamasının, vantrilokluk belirtisi ya da peygamberlik habercisi olmadığını, sevme yeteneksizliğinin su götürmez kanıtı olduğunu anladı. Oğlu gözünden düşünce, ona o güne dek göstermek gereğini duymadığı şefkat ve acıma duyguları, Úrsula'nın yüreğinde yüzeye çıktı. Öte yandan taşyürekliliğiyle Úrsula'yı korkutan, kasıtlı kötülüğüyle onu ürküten Amaranta' nın son çözümlemede dünyanın en şefkatli, en sevecen kadını olduğu ortaya çıktı. Úrsula yüreği parçalanarak gördü ki, Amaranta'nın Pietro Crespi'ye çektirdiği eziyet, herkesin sandığı gibi öç alma duygusundan değil, Albay Gerineldo Márquez'in ömrünü zehir eden inatçılığı yine herkesin sandığı gibi kötü yürekliliğinden değildi de, sınırsız bir sevgiyle aşılmaz bir korku arasındaki ölümcül çatışmanın sonucuydu. Ve Amaranta'nın kendi yüreğinden korkması, sonunda öteki duygulara ağır basmıştı.
İnsanın tek doğumu annesinin onu doğurduğu gün değildir;
hayat onu defalarca kendini yeniden doğurmaya zorlar.
Gabriel García Márquez, Kolera Zamanında Aşk