Vakıf serisinden naçizane, çok da nitelikli sayılmayacak ve inceliksiz bir çıkarım yapmam gerekirse, o çıkarım şu olurdu:
İster 1.000 yıl geçsin isterse 100.000, ister imparatorluklar kurulsun, yıkılsın; isterse yerlerine yenileri gelsin, ister görece zavallı, küçücük bir Güneş Sistemi’ndeki yine ufacık bir gezegende yaşayalım, isterse de galaksinin dört bir yanına yayılmış bir gerçekliğin parçası olalım: insanoğlu değişmeyecektir. Kullandığımız aletler, araçlar, baktığımız gökyüzü, bizi ısıtan güneş ve aydınlatan ay şekil değiştirebilir. Kim bilir? Belki bundan 100 yıl sonra kulaklarımız daha uzun, gözlerimiz daha büyük olur. Her şey değişir. Ancak insanın sadece ve sadece ona has dürtüleri, güdüleri, duyguları hem birey düzeyinde hem de toplumsal düzeyde ilelebet aynı kalacaktır. Asimov’un anlatmaya çalıştığı, bunu yaparken de çok güzel iş çıkardığı mesele kanımca budur.
Bu çıkarıma kendi kendimize ulaşmamıza da gerek yok aslında. Her şey açık kitapta. Psikotarih bilimini anlatırken Asimov, bu bilimin bireysel davranışları değil toplumsal davranışları öngörebileceğini ve bu toplumsal davranışların da sandığımız kadar karışık olmadığını ve kolayca anlaşılabileceğini söylüyor. Tam da dediği gibi oluyor. İnsanoğlu galaktik bir imparatorluğun sınırları içerisinde, tekerleği icat ettiği zamanların ötesinde, küçük sevimsiz mağarasından çok uzakta ama gelin görün ki milyonlarca yıl önce savaşa, göçe, çöküşlere, kuruluşlara ve diğer her şeye nasıl tepki verdiyse şimdi de aynı tepkiyi veriyor. Kaostan faydalanan akbabalar, savaşın getirdiği çaresizlikle kendini birilerinin uydurduğu dinin, mistisizmin, mitolojinin içinde kaybedenler, otorite boşluğundan istifade edip barbar, ilkel bir yaşam biçimine dönenler ve daha çok fazlası. Hepsi tanıdık manzaralar. Hepsi tekerrür eden