Hayatımın her döneminde az ya da çok bir şekilde kitaplara tutunmuş olmamın en sevdiğim yanı, içimde gizli bir geçit olması. Duyduğum bir kelime, dinlediğim bir anı bir kitabın sayfalarına götürebiliyor beni. İçim o kitabın kokusuyla doluyor sanki. O kitabın hissiyatının o kitaba özel rüzgarı sarıyor içimi. Mesela birisi bana eski İstanbul'u çağrıştıracak bir şey söylese içimdeki geçit Türk Edebiyatına açılır. O eski rüzgar içimdeki geçiti o zamanların hoş, buğulu kitap kokan kitapçısına açar. Eski İstanbul'dan biri olurum sanki. Biri bozkırdan, atlardan bahsedince Cengiz Aytmatov'un serin bir rüzgar gibi insanın burnunu üşüten yanı canlanır içimde. Bozkırın batan güneşi vurur yüzüme... At üstünde cesur bir bozkır kızı olurum bir anda, sobanın üstünde yemek pişmeye başlar, insanların bakışları dertlenir. Bazen bir anının hangi kitaptan zihnimde açıldığını hatırlamaya çalışır da arar arar dururum kitaplarımı... Bundandır kitap okuyamayıp sadece kendimi dinlediğim zamanlarda ruhumu kara bulutlarda tıkalı hissetmem, benim hayatımın ılık rüzgarı kitaplarımdır... Okurken yazmadan da duramadığım aşikar... Zihnimde canlananları çizemediğim için yazıya sığınıyorum belki de... İnsanın zihnindeki deniz bir şekilde bir yerlere akmalı...