"Masumiyet Müzesi"nde Kemal'in her akşam "çay içmeye" Füsun'un yanına gittiği kısımları okurken çok keyif almıştım. Hatta benim için "Bazen" bölümü okuduğum en etkileyici bölümlerdendi. Ama hiçbir zaman bu durumun ne kadar rahatsız edici olduğunu fark etmemiştim. Diziyi izlerken dikkatimi çekti. Kitabı "sapkın bir aşk hikayesi" düşüncesiyle değil "unutulmaz bir aşk hikayesi" düşüncesiyle okuduğum içindir belki. Yine de bir adamın her akşam başkasıyla evli bir kadının evine gitmesi ve kimsenin bu durumu sorgulamayıp çay ve meyve saati yapması çok tuhafmış. Özellikle herkesin bu durumdan rahatsız olup yine de hiçbir şey yapamaması ve her akşam aynı olayların devam etmesi durumu iyice absürtleştiriyor. Kitabı okurken o günleri çok huzurlu hayal etmiştim oysa. İzlenmedikçe anlaşılmıyormuş.
İlk kez karşılaştıkları o gün elini tuttuğunda, hissettiği şey... ne miydi? Benzerini hiç deneyimlemediği bir șey. Gramer okulunda okumuş, botları tertemiz, șehirli bir çocukta bulmayı hiç beklemediği bir şey. Geniş kapsamlı bir șey: O kadarını biliyor. Üst üste katmanları olan bir manzara gibi. Açıklık ve boşlukları, yoğun bölgeleri, yeraltı mağaraları, yükseltileriyle alçaltıları olan. Bütün bunları tam anlayacak zamanı olmamış; fazla büyük, fazla karmașıkmıș. Çoğu parmaklarının arasından kayıp gitmiş. Kavrayabileceğinden fazla, ikisinden de büyük bir șey olduğunu anlamış. Bir de ona ket vuran, onu tutan bir șeyin olduğunu hissetmiş; o manzarayı bütünüyle kapsaması, kontrolü ele alması için koparılması ya da gevșetilmesi gereken bir düğüm, bir bağ olduğunu."