Muratt

Muratt
#174049402 #179639540 Hiçbir şeye sahip ya da ait değilim. Derinliğine erişemediğim ve yürümekle bitiremediğim tuhaf bir dünya hikayesi içindeyim.
Veli Toplantısı
Günde sekiz saat mesai. Akşam eve gelmem saat yediyi buluyor. Tüm günüm, akşam yemeğini yedikten sonra içeceğim çayın hayalini kurmakla geçiyor. Eve bir geliyorum, öğretmen bizim oğlana beş sayfa ödev vermiş. Her gün beş sayfa ödev veriyor üstelik. Hani, bakan dememiş miydi eve ödev verilmeyecek diye? Çay bardağını elime alır almaz oğlan elinde fotokopilerle geliyor. "Baba ben bu soruyu anlamadım." Neyi anladın ki? Bütün ödevi ben yapıyorum. Ben söylüyorum sen yazıyorsun. Bizim hanım da, "Bizim zamanımızda böyle değildi matematik, çok değişmiş." diyerek işin içinden çıkıyor. Neyi değişmiş? Topla, çıkar, çarp işte! Bizim çocuk, okuduğunu anlamıyormuş. Okuduğunu anlasa yapar mı dedim, yapar dedi öğretmeni. Ama ben biliyorum mahsus anlamıyor bizim oğlan. Sırf ödevlerini ben yapayım diye. Şunun neyini anlamayacak? "Ali pazara gitti." Pazara kim gitti oğlum? Boş boş bakıyor yüzüme. Bakışmamız belli bir zaman aralığı sürüyor. Heceleyerek söylüyorum bu kez. "Pa-za-ra kim git-ti?" Gülüyor, cevap yok. Okuduğunu anlamıyor da duyduğunu da anlamıyor bizim oğlan. Pazara kimin gittiğini bilmiyor, daha Ali pazardan kilosu 7 liradan 3 kilo elma, kilosu 8 liradan 3 kilo armut alacak da kaç lira ödediğini bulacak. Ali bir de pazarcıya 100 lira verirse hepten yandık. Bir de para üstünü hesaplayacak. "Bizim zamanımızda böyle değildi matematik, çok değişmiş çok!" diyor hanım elindeki kumandayla kanal değiştirirken. Yahu neyi değişecek? 3 ile 7'yi çarp, 25 eder. "Kaç tane duyu organımız var oğlum?" "Beş tane baba." Mutlu oluyorum. "Say bakalım!" "Bir, iki, üç, dört, beş." Mutluluğum kısa sürüyor. Odasına yollayıp kalan ödevleri kendisinin yapmasını istiyorum. Çaydan bir yudum almadan geri geliyor. "Ben bunu anlamadım baba." Anladıklarını yap diyeceğim de, yormuyorum kendimi. Zaten
Muratt
her satırını ayrı bir tebessümle keyifle okumak güzeldi hocam kaleminize sağlık ☺️
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Eşyanın Tabiatı
🎭Mert Turak ve Aslıhan Malbora’nın oynadığı kara mizah içeren bir oyundu. Garip bir iş ilanına başvuran Yasemin’in tek yapması gereken işin adını doğru tahmin edebilmektir. Birbirinden gizemli, akıl oyunları ile devam eden oyunda kendinizi gülmeye, şaşırmaya ve gözyaşına hazırlayınız giderken ve de en önemlisi sürpriz bir sona. Tiyatro severlere kesinlikle tavsiye ederim.Mert Turak’ın efsane performansını da görmek isterseniz mutlaka izlemelisiniz.
Tiyatro
Muratt
Bookworm tiyatron'nun en güzel tarafı da bu belki o kısa süre içinde bütün geçişleri ustalıkla yapabilmesi oyuncu da oyunla bütünleşdiği zaman harika bir seyir oluyor 🎭 ☺️
Monologlar -3
Tebrikler. Bugün de "ihtiyacın olmayan" bir şeyi, "sevmediğin" insanlara kendini kanıtlamak için, "henüz kazanmadığın" bir parayla satın almanın o eşsiz hazzına ulaştın. Hoş geldin arzuların hapishanesine. Schopenhauer’ın dediği gibi; isteklerin ve tatminlerin arasında bir sarkaç gibi gidip geliyorsun. Ruhun, her sabah bir mezat salonunda en yüksek teklifi verene sunuluyor ve sen buna "sosyalleşmek" diyorsun. Bak şu ellerine. Artık tutmak için değil, sadece onaylamak için varlar. Bir zamanlar toprağa değen, bir insanın sıcaklığını arayan o parmaklar; şimdi sadece görünmez bir boşluğu sıvazlıyor. Hoş geldin büyük takasa. Benliğini bir kavanoza doldurup rafa kaldırdın; karşılığında ise sana koca bir hiçlik verdiler. Artık acı çekmiyorsun, sadece verimsizleşiyorsun. Mutsuzluğun bile bir istatistik, öfken ise sadece bir başkasının zenginleşmesi için kullanılan geçici bir yakıt. Seni öyle bir hale getirdiler ki; artık kendi yalnızlığından korkan bir evcil hayvandan farkın yok. Karnın doyunca değil, onaylanınca susuyorsun. Özgünlük, artık sadece daha pahalıya satılan bir pazarlama etiketi. İçindeki o ilkel, o vahşi ve gerçek insanı, sırf "uygunsuz" bulunmasın diye en derin mahzene kilitledin. Asıl trajedi nerede biliyor musun? Artık bir hatıran bile yok. Sadece depolanan verilerin var. Bir anı yaşamak yerine, o anın kanıtını topluyorsun. Ruhunu o anın içine bırakmak yerine, onu bir vitrin süsüne çevirip başkalarının beğenisine sunuyorsun. Başkaları "vay canına" desin diye, kendi hayatının cenazesini alkışlarla kaldırıyorsun. Oysa hepimiz aynı fabrikadan çıkmış, seri numarası ruhuna kazınmış birer ürünüz. Ve eskiden nesneleri kullanır, insanları severdik. Şimdi ise insanları kullanıyor, nesnelere tapıyoruz. Ruhumuzdaki o devasa boşluğu,
Muratt
Simülasyon gibi artık hiç bir şeyin hikayesi yok. anlık dopamin anları.