Ne aşk, ne ayrılık acısı, ne de arada bir kapınızı zorlayan başıbozuk varoluş sancıları, hiçbiri bir yarın olmayışının ruhta açtığı gediğin yanına bile yaklaşamıyor. Gittikçe büyüyen, büyüdükçe eriyen bir kartopu misali yuvarlana yuvarlana yaşayıp giderken, bunu idrak edemiyor insan. Öldüğündeyse zaten geç kalmış oluyor. Ancak yaşamla ölüm arasında salındığınız, henüz ölmediğiniz ama yaşıyor da sayılamayacağınız o asap bozucu bekleme odasında hissedilen, rüzgârlı bir boşluk bu.