Merve

Puan vermedi·200 syf.··
2026 13. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:38
Şükrü Erbaş’ın şiirlerinde büyük cümlelerden çok büyük hisler var. Gösterişli olmadan etkileyen, bağırmadan insanın içine yerleşen bir dili var. Okurken çoğu zaman bir şiir okumaktan çok, yıllardır içimde susturduğum duygularla karşılaşmış gibi hissettim. Bu kitapta yalnızlık var, kırgınlık var, özlem var… Ama en çok da insan olmanın yorgunluğu var. Bazı dizelerde kendimi, bazı dizelerde kaybettiklerimi, bazı dizelerde ise sustuğum şeyleri gördüm. Şiirler sanki birine anlatılmamış duyguların sessiz hâli gibi. Özellikle şu dizeler uzun süre aklımdan çıkmadı: ‘Gözlerindeki kederi öperim Alın kırışığında kanat çırpan sevgiyi Öyle yıkık durma ne olur Akşama düşen gün gibi…’ Bir insanın kırgınlığına böyle nazik yaklaşabilmek, sevgiyi böyle incitmeden anlatabilmek herkese nasip olmuyor. Şükrü Erbaş bazı şiirlerinde insanın tam kalbine dokunuyor. Okurken durup düşündüğüm, tekrar tekrar döndüğüm çok fazla sayfa oldu. Ve şu cümle… ‘Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz / Biçim veremediğimiz şeylerin / Biçimini alıyoruz.’ Sanırım kitabın en vurucu yanlarından biri de buydu: insanın içindeki dağınıklığı çok sade ama çok gerçek bir şekilde anlatabilmesi. ‘Çocuğu önünde dövülmüş bir baba utancıyla Korkuya rehin, ordusu bozgun Yaralı, yalnız ve suskunum…’ Bu sadece bir hüzün değil; yenilmişlik, çaresizlik ve insanın kendi içine kapanışı gibi. Şükrü Erbaş öyle bir yazıyor ki, şiiri okumuyorsun da sanki birinin yıllardır içinde taşıdığı kırgınlığa tanık oluyorsun. Bu kitabı okurken acele edilmemeli diye düşünüyorum. Çünkü bazı şiirler bir kahve gibi yavaş içilmeli, bazı satırlar hemen geçilmemeli. Altını çizdiğim çok fazla yer oldu ama bazı dizeleri sadece hissettim; çünkü kelimelerden çok daha fazlasını taşıyorlardı. Şükrü Erbaş’ın şiirleri bana bir kez daha şunu hissettirdi: İnsan bazen
Bütün Şiirleri 1Şükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202511,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·277 syf.··
2026 12. kitabı
·
182 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 18:55
Seninle Başlamadı – Mark Wolynn tarafından yazılan bu kitap, bireysel sorunların kökeninin yalnızca kişinin kendi yaşamına değil, aile geçmişine de dayanabileceğini savunan etkileyici bir psikoloji eseridir. Yazar, özellikle nesiller arası travma aktarımı fikrini merkeze alarak; kaygı, korku, depresyon gibi duygusal durumların atalarımızdan bize bilinçdışı yollarla geçmiş olabileceğini öne sürer. Kitapta bu yaklaşım, epigenetik ve aile dizimi gibi kavramlarla desteklenirken, okuyucuya kendi aile hikâyesini keşfetmesi için çeşitli egzersizler sunulur. Anlatım dili sade ve akıcıdır; gerçek yaşamdan alınan örnekler konuyu daha anlaşılır ve duygusal açıdan etkileyici hale getirir. Bununla birlikte, kitapta yer alan bazı iddialar bilimsel açıdan tartışmalı bulunabilir ve daha çok alternatif terapi yaklaşımlarına yakın durur. Genel olarak “Seninle Başlamadı”, kesin bilimsel bir rehberden ziyade, okuyucunun kendi iç dünyasını ve aile bağlarını sorgulamasını sağlayan, farkındalık odaklı bir kişisel gelişim kitabı olarak değerlendirilebilir.
Seninle BaşlamadıMark Wolynn · Sola Yayınları · 202218,1bin okunma
Puan vermedi·70 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 01:07
Feniçka, özgür ruhlu bir kadının hikâyesini anlatan kısa ve etkileyici bir roman. Feniçka, toplumun kadınlara dayattığı kalıplara uymayan, kendi yolunu çizen cesur bir karakterdir. Hikâye, psikolog Max Werner’in gözünden ilerler; Feniçka ile Max’in ilişkisi ve fikir çatışmaları üzerinden kadın‑erkek ilişkileri, önyargılar ve özgürlük temaları işlenir. Kitap, sadece romantik bir öykü değil; fikir ve diyalog odaklıdır. Max, başlangıçta kadınları stereotiplerle değerlendirirken, Feniçka’yı tanıdıkça bakış açısı değişir. Bu süreç, önyargıların kırılması ve bireysel özgürlüğün önemini gösterir. Lou Andreas‑Salomé’nin dili sade ve akıcıdır. Olay örgüsü basit, ama karakterlerin düşünceleri derin..
FeniçkaLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,5bin okunma
Puan vermedi·50 syf.··
2026 8. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 03:28
Stefan Zweig, Mecburiyet eserinde bizi bir bireyin en karanlık dehlizlerine, "vatan sevgisi" maskesi altına gizlenmiş körü körüne bir itaat ile insanın en saf hali olan vicdanı arasındaki amansız savaşa davet ediyor. Kitap, hacmi küçük ama sordurduğu soruların ağırlığı büyük.. ​Ressam Ferdinand üzerinden okuduğumuz bu hikaye, aslında hepimizin hayatında bir kez olsun karşısına çıkan o korkunç ikilemi merkezine alıyor: Kendi doğrunu mu seçeceksin, yoksa sana dayatılan "mecburiyetlere" mi boyun eğeceksin? ​Zweig, savaşın sadece cephede değil, insanın zihninde de nasıl bir yıkım yarattığını ustalıkla işliyor. Ferdinand’ın askerlik çağrısı aldığı andan itibaren yaşadığı o ruhsal parçalanma, toplumsal bir dişlinin parçası olmaya zorlanan modern insanın çığlığıdır. Metnin en çarpıcı yanı, devletin devasa aygıtının bir bireyi nasıl "hiçliğe" indirgemeye çalıştığını göstermesidir. Ancak Zweig burada devreye Paula’yı sokarak muazzam bir denge kurar. Paula, sadece bir eş değil; Ferdinand’ın dünyaya, aşka ,hayata ve gerçeğe bağlayan yegane güçtür. ​Kitabın sonunda ulaştığımız o felsefi doruk noktası ise bir manifesto niteliğindedir: "İnsanoğlu için kendi yasasının (vicdanının) dışında bir yasa yoktur." Zweig bize hatırlatıyor ki; milyarlarca insanın öldüğü bir dünyada, bir insanın bir başkasına duyduğu o saf bağlılık, orduların gücünden de devletlerin buyruklarından da daha kutsaldır. ​Eğer kendinizi sistemin çarkları arasında sıkışmış, "hayır" demenin ağırlığı altında ezilmiş hissediyorsanız; bu kitap size bir kaçış değil, bir uyanış vadediyor..
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
Puan vermedi·92 syf.··
2026 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 00:40
Bazı kitaplar kalın değildir ama insanın içinde derin bir iz bırakır. İnci, işte tam da böyle bir eser. Hikâye, yoksul bir inci avcısı olan Kino’nun denizde bulduğu büyük ve kusursuz bir inciyle başlar. Bu inci başlangıçta umut demektir: Çocuğunun tedavisi, daha iyi bir hayat, onurlu bir yaşam… Fakat zaman geçtikçe bu inci bir umut olmaktan çıkıp insanların içindeki hırsı, kıskançlığı ve kötülüğü ortaya çıkaran bir nesneye dönüşür. John Steinbeck, bu kısa romanda aslında insan doğasının karanlık tarafını anlatır. Yoksulluk, güç, açgözlülük ve adalet gibi kavramlar üzerinden insanın iç dünyasını sorgulatır. Bir anda gelen zenginliğin mutluluk getirmediğini, bazen insanın sahip olduğu şeylerin onu felakete sürükleyebileceğini gösterir. Kitap ilerledikçe şunu düşünmeden edemiyor insan: “Gerçek zenginlik nedir?” Kino’nun bulduğu inci maddi olarak çok değerlidir, fakat onun hayatından huzuru, güveni ve masumiyeti alır. Bu yüzden roman, okuyucuya şu gerçeği fısıldar: İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, kaybettikleriyle yüzleşir. Kısa ama anlamı oldukça derin olan İnci, insanın hırsının nasıl bir felakete dönüşebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatan etkileyici bir eser. Okurken sadece bir hikâye değil, aynı zamanda insan doğasına dair bir sorgulama da yapıyorsunuz. Kısacası bu kitap bana şunu düşündürdü: Bazen bir nimet gibi görünen şey, aslında bir imtihan olabilir.
İnciJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 202349,9bin okunma