Öldükten sonra da o yönetecekti dünyayı! Nasıl olacaktı bu?Vakit geçirmeden en büyük, en sağlam kayalarla bir anıt diktirecek buyruklarını o taşlara yazdıracaktı.
Uyku, yararsız, zararlı, tehlikeli bir zaman ve bir yer idi.Uyanır uyanmaz onları o bağımsızlıktan çıkarmalı, çekip almalı, gerçekle, yani kayıtsız şartsız itaat altında oldukları gerçeğiyle yüzyüze getirmeli görevlerini yapmaları için harekete geçmeliydi.
Ama şimdi Gök-Tanrı hiçbir hoşnutsuzluk, gazab belirtisi göstermiyor, ondan sınırsız lûtfunu esirgemiyordu.O ise, kumar oynar gibi gittikçe daha büyük tehlikelere atılıyor,gittikçe daha açık meydan okuyor ve bunu Gök-Tanrı’nın adaleti sayıyor ve O’nun sabrını sınıyordu.
Gözlerini bir daha gökyüzüne çevirdi ve aynı bulutu yine tepesinde gördü. Ama bu defa da hiç önem vermedi. Onun dünyayı fethetme niyetiyle emrindeki atlıların gittiği yöne giden bir bulut arasında nasıl bir ilgi, ilişki olabileceğini düşünmedi bile. Her şeyden önce ayağını bastığı yere bakması gerekirken bulutlar niçin bakacaktı orada ne görecekti ki?!