Telleri kopuk elektrik sobası, yalnızlığımı paylaşmak isteyip de hiçbir şey yapamayan dostun hüznüyle orada öylece duruyordu. Cızırtıyla çalan bir teyp kasedi vardı sessizliği bozan.
Cama vuran yağmur damlalarının melankolik melodisiyle Neşet Ertaş türküleri söylüyordum. Temiz bir kağıt bulabilseydim sana mektup yazacaktım. Gerçi adresin yok ama olsun, hala eski adresine postalıyorum yazdıklarımı.
Hayatı çoktan seçmeli sorular gibi algıl ıyorsun. Oysa san dığın kadar çok değil seçenekler. Yalnızca iki şıktan söz edebi lirsin. Ve bu ikisi birbirini reddetmiyor. Sen ve Tanrı ...
Diğer şıklar senin varlık alanına kattığın şeyler. Kaybettiğin hiçbir şeye ağlamanın anlamı yok anlıyor musun? Sevdiğin ka dını sokaktaki kadınlardan ayıran anlamı sen ona kattın. Olma sa da bir şey değişmeyecek. Hayatı kalabalıklaştırdıkça içinde kayboluyorsun. Kendi kalabalıklarının arasında kutsallarını yi tirdin.
İlk kot pantolon giyen bendim, bizim çocuklar arasında.
Yemeden içmeden aldığım biriktirdiğim parayla satın aldığım kot pantolonu, bir devrim isyanını taşır gibi giydim üzerime.