m.ertan

m.ertan

m.ertan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.·
29 günde okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2020 19:47
·
2020 13. kitabı
Alper Bilgili
8.7/10 · 462 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Okullar artık televizyon tarafından özürlü hale getirilmiş çocuklarla dolu. Öğrenme güçlüğü veya dikkat eksikliği gibi sorunlar günümüzde çok daha fazla teşhis ediliyor. Çocukları okullarda tutmak eskisinden daha zor. Beyin, televizyonun zehirli etkisiyle hıza alıştırılıyor. İmgelerin hızla değiştiği, şeylerin patladığı, şiddetin sıradanlaştığı, dilin giderek daraldığı bir medya ortamı içinde çocuklar; ders çalışmak, kitap okumak veya düşünmek gibi yavaşlık ve dikkat gerektiren eylemleri yapamaz hale geliyorlar."
Eğitim
"Dünya üzerindeki pek çok toplum, aileyi ‘kalpsiz bir dünyada son sığınak’ olarak görür ve onun kalbi ve ruhu olarak anneyi korur, destekler ve kutlar. Modern dünyada anneliğin de tenzil-i rütbeye uğratıldığını görüyoruz. Annelik artık bıkkın, özgüveni düşük ev kadınlarının mesleğidir. Çocuk çok fazla zaman ve adanmışlık istiyor, ona verilecek zamanın maliyeti kariyer yürüyüşünde uzun bir duraklama olacaksa kadın annelik konusunda mütereddit kalıyor"
Edebiyat
"İnsan, değiştiremeyeceği karşısında, kaderine rıza göstermeyi bilmeli. “Kaderini sev” demişti Nietzsche, “kaderini sev ki o senin hayatındır.” Hepimiz kırılgan varlıklarız. Hayat hakkında bir düş kuruyoruz, sevdiklerimizle sonsuza dek birlikte olacağımızı, bela ve musibetlerin bize erişmeyeceğini hayal ediyoruz. Oysa hayat yordanamıyor. Ani sıçrama ve kırılmalarla seyri birden değişebiliyor. Hayat ırmağımız, bazen karmaşalar, beklenmedik olaylar, tesadüflerle yatak değiştiriyor ve bizi hiç ummadığımız bir menzile ulaştırıyor. Ona diyorum ki, “Derdini sev, kaderini sev, sana kuyuların karanlığından sonra aydınlığı göstereni sev.”
Edebiyat
"İşte modern Batı uygarlığında yaşlılığın kapıları bütünlüğe değil de ümitsizliğe açılıyor. Hayatı üretim ve tüketimden ibaret sayan, ‘üretip tükettiğin kadar varsın’ diyen, reklamlarla kışkırtabileceği yaş dilimlerini kutsayan ve yaşın getirdiği bilgeliği yok sayan bir anlayış. Ölüm korkusu bir hayalet gibi yaşlı insanın yolunu kesiyor ve onu bu ileri yaşlarında hayata coşkuyla katılmaktan alıkoyuyor. Ölümü durdurma sapkınlığı, modern tıbbın kisvesine bürünerek büyük bir endüstriye dönüşüyor"
Edebiyat