Hasenatü'l- ebrar, seyyiatü'l- mukarrebin..
(Ebrar zümresinde olanların iyi ve güzel kabul ettiği haller, mukarrebin olanlar için eksiklik ve günah sayılır.)
Ey okunmamış kitap, bir gün gelecek, okunacaksın. Üzerine belki mavi, belki ela, belki yeşil gözler eğilecek. Ve seni okurken ağlayanlar olacak, gülenler olacak.
Gösterişsiz kapağının altında saflığını şakla ey kitap, güzel yüzler, güzel gözler, güzel kirpikler göreceksin. O gün, beklenmeye değer.
Bu mevsim üşütmesin seni. Çiçekler gibi, baharı beklemeyi bil!
Yaprakların bono değil, Çek değil, fatura değil, banknot değildir. Yazık ki okunsan da anlaşılamayacağın çağlar, nöbetler geçirmekteyiz.
Yarın çocuklarımız çocuklarına, kelimelerden adlar seçecekler ve taşıdıkları ada layık insanlar olacaklar.
Yaprakların, ötekiler gibi, şu sokakta geçseydi, sen yarına çıkmazdın ey kitap.
Ateşten kurtulduğun gibi selden de kurtulacaksın ve selden kurtulduğun gibi hoyrat elden de kurtularak sana layık eller bulacaksın.
Gösterişsiz kabına bürünmüş, uyuyorsun şimdi. Uyu ey kitap uyu. Günü gelecek uyanacaksın. Bir gülün bir şark lalesinin açılışıyla açılacaksın. Rengin olacak, kokun olacak. Altın kanatlı arıların, altın kanatlı kelebeklerin olacak. Bayrak tanıyacak seni, toprak tanıyacak seni. Gözler, yıldızlar, dudaklar tanıyacak, okuyacak seni.
Yapraklarını kanat yapıp uçabilecek bir neslin geleceğine ben inandım. Sen de İnan et kutlu kitap.
Karınca Huzura Varınca
Varsın insan yığınlarını kana boyayan Hâbil-Kabil kavgaları sürüp gitsin. Ammâ sen, ey âdemzâde, çekişmelerin silindiği, kinlerin, benlik dâvâlarının kuvvetten düştüğü ve sevginin taht kurduğu kendi gönlüne sığın. Huzur ve âsâyişi, putlardan arınmış bu mâbette ara. Zira o mâbedin mîmârı, mihrâbını sevgi kıblesine karşı kurmuştur. Var git orada Hakk'a secde eyle. Sakın: "Ben bu kıbleyi göremiyorum!" deme. Dünyâda bir görünmezlikler vardır ki gözümüzün gördüğü madde perdesi, o görünmezliklerin yolunu keserek asıl görünmesi lâzım olanı bizden gizler.
Zannedildiği gibi tehlikeli olan gece değil gündüzdür. Karanlıkta her şey aslına rücu eder; kurt kurtluğuna, korkak korkaklığına. Oysa gündüz hepimizin bir parçasını inşa ettiği devasa bir tiyatro sahnesidir. Sıkça o sahneye çıkar, oyunumuzu oynar, sonra da aşağıya ineriz.