Bazı kalemler vardır ki kağıdı sadece yazmaz, onu bir mühür gibi yakar. Hanife Çıta’nın 'Bu Rüya Son' eseri, ruhun en kuytu, en tekinsiz dehlizlerinden süzülüp gelen bir sis gibi çöktü zihnime. Kelimeler burada sadece birer araç değil; her biri, gece yarısı boş bir sokakta yankılanan o esrarengiz ayak sesleri gibi ağır ve manalı. Esrarengiz bir rüzgar gibi esip geçen şiirler okuru kendi içindeki o derin ve sessiz limana demirlemeye zorluyor. Bu şiir kitabı okuru bir labirentin içine çekiyor ve çıkış yolunu yine o eşsiz mısralarla fısıldıyor. Şiirle tanışmak isteyenler için bu rüya son muazzam bir başlangıç. Kitaptaki her şiir, doğal bir akışın içinde ama bir o kadar da sarsıcı. Şiirlerin akıcılığı, insanı anıların peşinden sürüklüyor. Bazı rüyalar bittiğinde değil, hatırlanmadığında sona erer.