Dokuzuncu Hariciye Koğuşu İncelemesi
Puan vermedi
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 7 yaşından beri kemik hastalığıyla mücadele eden 15 yaşındaki bir gencin hikayesini konu alır. Otobiyografik ögeler taşıyan roman, psikolojik tahliller açısından zengindir. Uzaktan akrabaları olan bir ailenin yanında kalmaya başlayan anlatıcımız, hastanenin soğuk duvarları arasında karşılaştığı insanları da müthiş bir gözlem gücüyle aktarır. Bu bağlamda o yıllardaki insanların durumunu da çarpıcı bir şekilde anlatır. Yanında kaldığı ailenin kızına çocukluktan beri aşık olan kahramanımız; başlarda aşkına karşılık bulsa da ailenin, kızlarını zengin bir doktorla evlendirmeye karar vermesi üzerine bu ümitsiz aşkı kalbine gömer. Bu hastalık sürecinde gencin, annesini teselli etmesi ve ona destek olması ise beni çok etkilemiştir. Hasta kadar hasta yakınlarının da yaşadığı zorlukları, psikolojilerini ele alıyor. Genç, bacağının durumu kötüleşince hastaneye kaldırılıp ameliyat ediliyor. Kitabın sonunda kahramanımızın hayatında her anlamda yeni bir sayfa açılıyor. Peyami Safa;bir hastalığın insanları nasıl etkilediğini,bu süreçte onların hangi zorluklarla karşılaştıklarını sürükleyici ve çarpıcı bir dille anlatmış. Kesinlikle okunması gereken bir eser. Keyifli okumalar:)
Duygu ve Düşünce
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
9/10
·112 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:23
Eserde, bacağındaki ciddi hastalık nedeniyle uzun süre tedavi gören genç bir çocuğun yaşadığı fiziksel ve duygusal zorluklar anlatılır. Roman boyunca kahramanın ameliyat korkusu, yalnızlığı, umutsuzluğu ve sevdiği kişiye karşı hissettiği duygular ön plana çıkar. Yazar, kahramanın iç dünyasını ve yaşadığı psikolojik çatışmaları çok etkileyici bir şekilde yansıtmıştır. Hastalık, sabır, mücadele ve hayata tutunma gibi temaların işlendiği eser, okuyucunun kahramanın yaşadıklarını derinden hissetmesini sağlar. Birinci kişi ağzından anlatılan roman, Türk edebiyatının en önemli psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilir ve insana umut, dayanıklılık ve güçlü olmanın önemini hatırlatır.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
2026 28. kitabı
Kitap yine Farklı hikayeleri anlatan bölümlerden oluşuyor. Buradaki hikayelerde daha çok karamsarlık duygusu ağır basıyor. Gelirken ekmek al kitabında mizah duygusu vardı ama bu kitabında yoktu.yalnızlık, tükenmişlik, ruhsal sıkışmışlık, hayatla daha doğrusu insanla mücadele eden karakterler var. Tüm ana karakterlerin ortak özelliği psikolojik sıkıntılarının olması ve genelinin antidepresan kullanması. Nuri’nin hikayesi güzeldi.
Kalk Yerine YatŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20257,9bin okunma
Böyle anne de ,baba da olmaz olsun dedirtecek cinsten .
Puan vermedi·309 syf.··
2026 33. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 08:27
Travmalar,travmalar,travmalar…Bir çocuk için en acı şey annesi tarafından anlaşılmamak olsa gerek.Kitabı bitirdim ama nasıl bitirdim siz bir de bana sorun.Tatildi vs derken elimde süründü.Yarıda bırakmayı bile düşündüm.Okuyanlar zorlanmış ben de zorlandım ama gezmekten Anne karakterini boğmak istedim kitabı okuduğum süre boyunca Gelelim romanın konusuna Babasının ölümünün ardından gündeme gelen miras paylaşımı, yıllardır ailesinden uzak yaşayan Bergljot’u yeniden geçmişiyle ve ailesiyle yüzleşmek zorunda bırakıyor. Ancak roman ilerledikçe anlıyoruz ki tartışmanın merkezinde paylaşılacak evler ya da maddi değerler bulunmuyor. Asıl mesele, yıllardır üzeri örtülen bir çocukluk travması ve bu travmanın aile içinde yarattığı derin çatlaklar oluyor. Bergljot, çocukluğunda babasının istismarına uğradığını dile getiriyor. Fakat onu en çok yaralayan şey yalnızca yaşadıkları değil, bu gerçeği anlattığında annesinin ve kardeşlerinin ona inanmaması oluyor. Özellikle anne karakteri, kızının anlattıklarıyla yüzleşmek yerine aile düzenini korumayı tercih ediyor. Gerçeğin ortaya çıkmasının yaratacağı sarsıntıdan korktuğu için sessizliği seçiyor ve böylece yıllardır süren inkârın bir parçası hâline geliyor. Kardeşler de Bergljot’un anlatısını kabul etmek yerine onu ailenin huzurunu bozan kişi olarak görüyor. Romanın en çarpıcı yanı da burada ortaya çıkıyor: Hjorth, okuru suçun kendisinden çok, suçun ardından kurulan sessizlik düzenine bakmaya davet ediyor. Bir aileyi gerçekten ne dağıtıyor; yaşananlar mı, yoksa yaşananların inkâr edilmesi mi? Miras, çocukluk travmasının yetişkinlikte nasıl yaşamaya devam ettiğini gösteren güçlü bir roman. Bergljot yalnızca geçmişte yaşadığı istismarla değil, yıllar sonra maruz kaldığı dışlanma ve inkârla da mücadele ediyor. Çünkü bazen bir gerçeği
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma
Spoiler içerir
Puan vermedi·440 syf.··
2026 1. kitabı
Spoiler içerir. Yazarın söyleşisine katıldığım gün salonda yer bulamadığım için rahatsız olmamdan dolayı yalnızca ayakta 10 dakikasını dinleyebildim. Bu kısa bölümde yazar, geçmişte töre cinayetleri olarak adlandırılan birçok olayın bugün "balkondan düşme" gibi ifadelere dönüştüğünü , kadınların şiddet ve baskıyla karşı karşıya kaldığını anlattı. Eskiden ekonomik olarak ayakta kalabilmek ve hayatlarını idame ettirebilmek için kadınların çoğu zaman çeşitli zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldığını, sevgisiz evlilikler yaptığını vurguladı. Ardından, süresiz nafaka uygulamasının kaldırılmasını kadınlar açısından önemli bir hak kaybı olarak değerlendirdi. Burada dikkat çekici bir çelişki bulunduğunu düşündüm. Eğer toplum, gerçekten erkek egemen bir yapı üzerine kurulmuşsa ve erkekler sistematik olarak avantajlı konumdaysa, boşanma sonrasında süresiz ekonomik sorumluluğun büyük ölçüde erkeklere yüklenmesi bununla nasıl bağdaştırılabilir? Bu benim kafamı karıştırdı. Toplumda gerçekten güçlü olma rolü erkeğe mi, kadına mı verildi? Eserde yaklaşık otuz yıl boyunca evli bir adamla metres ilişkisi yaşayan, sevildiğini hissetse de aşağılanan, hiçbir zaman seçilmeyen ve hep ikinci sırada kalan bir kadın, Şehnaz yer alıyor. Övgü sözlerinde bile ismini zikretmeyen narsist bir profesörü hastalık derecesinde seven Şehnaz, zamanla kendisini sömüren bu ilişkinin bir parçası haline gelirken, sanki sevdiği kişiden çok kendi köleliğine, ezikliğine ve vazgeçemeyişine bağlanmış görünüyor. Aynı şekilde Şehnazın annesi de bağlandığı ancak birlikte olamadığı gizli kalmış ve travması olan ilişkisini bilincinde unutsa da bilinçaltında uyurgezer olarak dışavuruyor. Zaten hepimiz, ebeveynlerimizin beğenmediğimiz özelliklerini zamanla göstermiyor muyuz? Feminist bir bakış açısına sahip olan yazar
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:34
Peyami Safa'nın kendi yaşamından güçlü izler taşıyan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, bedenindeki derin yarayla birlikte ruhunda da ağır yükler taşıyan genç bir insanın büyüme hikâyesidir. Roman, hastalık, yalnızlık, aşk ve hayata tutunma mücadelesi etrafında şekillenen dokunaklı bir insan dramını anlatır. Eserin isimsiz kahramanı, henüz on beş yaşında olmasına rağmen çocukluğunu hastane koridorlarında ve doktor muayenelerinde geçirmek zorunda kalmış bir gençtir. Yedi yaşından beri bacağındaki kemik hastalığıyla mücadele etmektedir. Sürekli ağrılar, ameliyat korkusu ve sakat kalma ihtimali onun ruhunda derin izler bırakmıştır. Doktorların tavsiyesi üzerine hem dinlenmek hem de temiz bir ortamda iyileşmek amacıyla Erenköy'deki akrabalarının köşküne gider. Burada paşanın kızı Nüzhet'e âşık olur. Nüzhet, genç kahramanın hastalıklarla kuşatılmış dünyasında bir umut ışığı, yaşama sevincinin sembolüdür. Ancak bu aşk, daha filizlenmeden sınıf farklılıkları, yoksulluk ve hastalık gerçeğiyle karşı karşıya kalır. Nüzhet'in annesi Yenge Reis, hasta ve maddi durumu yetersiz bir genci kızına layık görmez. Tam bu sırada ortaya çıkan varlıklı ve nüfuzlu Dr. Ragıp Bey, genç kahramanın en büyük rakibi hâline gelir. Aşkını kaybetme korkusu ve geleceğine dair belirsizlikler, zaten hassas olan ruh dünyasını daha da sarsar. Yaşadığı psikolojik çöküntü hastalığını ağırlaştırırken, onu yeniden hastane odalarına ve ameliyat masalarına sürükler. Böylece romanın adını aldığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, yalnızca bir hastane servisi değil; kahramanın acılarıyla yüzleştiği, olgunlaştığı ve yeniden doğduğu sembolik bir mekâna dönüşür. Bu süreçte Nüzhet'in Dr. Ragıp Bey ile evlenmesi, genç kahramanın ilk büyük hayal kırıklığını yaşamasına neden olur. Ancak geçirdiği ağır ameliyatlar ve ölüm korkusuyla
1000Kitap
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
Reklam
Reklam