Gerçekler kendini açıklamaz gösterir
Sonra bir gün, önem verdiğim bazı şeylerin karşı taraf için aynı değeri taşımadığını fark ettim. Bu bir sezgiydi; yanılıyor olma ihtimalim vardı. Fakat zaman, söylenenlerle yapılanların her zaman aynı yere çıkmadığını gösterdi. Aslında insanı ikna eden sözler değil, davranışlardır. O günden sonra görünür olma çabasının da, dikkat çekme isteğinin de anlamını yitirdiğini gördüm. Çünkü birinin seni görmesi, seni gerçekten fark ettiği anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi, tepki beklenerek yapılan her davranış, insanı kendi merkezinden uzaklaştırıyor. Bu yüzden ne tepki vermek gerekti ne de sorgulamak. Bazı şeyler açıklama istemez; sadece olduğu gibi görülmek ister. Gerçek görüldüğünde ise mücadele biter. Ve insan, değiştirmeye çalıştığı şeylerden elini çektiğinde, hayat yeniden sadeleşir. Belki de huzur tam olarak burada başlar.💫 (A.ka)
Hayata Dair
Psikolojide insanı en çok değiştiren şey, yaşadığı acılar değil; o acılardan sonra neyi normal sanmaya başladığıdır. Çünkü insan her şeye alışır. Sürekli kırılmaya alışır. Hep geçiştirilmeye alışır. Yalnız bırakılmaya, değersiz hissettirilmeye, çabalarının görülmemesine bile alışır… Ve bir süre sonra artık canı yanmamaya başlar. İşte en tehlikeli nokta tam da budur. Çünkü insan bazen iyileştiğini sanır. Oysa sadece hislerini susturmuştur. Psikolojide buna benzer bir durum vardır: Bir şeyi uzun süre yaşarsan, zihnin onu “normal” kabul etmeye başlar. Bu yüzden bazı insanlar sevgisiz büyüdüğü için ilgiyi garip bulur. Bazıları sürekli yargılandığı için kendisi olmaktan korkar. Bazıları da hep mücadele ettiği için huzur geldiğinde bile tedirgin olur. İnsan en çok da alıştığı şeylerin içinde kaybolur. Bu yüzden bilinçlenmek; sadece kendini tanımak değildir. Neye sessiz kaldığını fark etmektir. Seni neyin yorduğunu, neyin eksilttiğini, neyin içten içe tükettiğini görebilmektir. Çünkü bazı insanlar seni bir anda mahvetmez. Sadece seni yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır. Ve insan bazen başkalarına verdiği anlayışı, sevgiyi, sabrı… Kendisine hiç vermediğini çok geç fark eder.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
`black mirror` , modern toplumun karanlık yönlerini, teknolojinin etkilerini ve insan psikolojisini keşfeden bir antoloji dizisidir. her bölüm bağımsız bir hikâye anlatır.insan doğası, ahlak, toplum ve teknolojinin etkilerini sorgulayan, çoğu zaman karanlık ve düşündürücü hikayeler ama mükemmelle yakın etkililiyici ve istisnasız herkesin izlemesini öneririm . `` 1. sezon (2011)`` ``1. the national anthem ` /`ulusal marş` ingiltere prensesi kaçırılır ve kaçıran kişi, başbakan michael callow'dan ulusal televizyonda bir domuzla cinsel ilişkiye girmesini talep eder. hükümet ve halk arasında yaşanan kaos, medya etkisi ve ahlaki soruların işlendiği çarpıcı bir hikaye. `2`.`fifteen million merits`/`` 15 milyon değer` distopik bir dünyada, insanlar pedal çevirerek enerji üretir ve kazandıkları “kredi”lerle yaşamlarını sürdürür. bing adlı bir adam, aşık olduğu abi'nin bir yetenek yarışmasında ünlü olması için tüm birikimini harcar, ancak sistemin acımasız gerçekleriyle yüzleşir. `3. the entire history of you` /`tüm geçmişin` her anın kaydedildiği ve izlenebildiği bir teknolojiyle, insanlar geçmişlerini yeniden yaşayabilir. liam adlı bir adam, bu teknolojiyi kullanarak eşinin sadakatsiz olup olmadığını öğrenmeye çalışır ve saplantı haline getirir. ilişkilerde güvensizlik ve mahremiyet temaları ele alınır. `` 2. sezon (2013)`` `1. be right back `/ `hemen döneceğim` martha, sevgilisi ash'i bir kazada kaybeder. teknoloji sayesinde, ash'in sosyal medya ve mesajlarından oluşturulan bir yapay zeka versiyonunu kullanmaya başlar. bu “ash”, zamanla daha gerçekçi bir form alır, ancak martha'nın kaybıyla yüzleşmesi karmaşıklaşır. `2. white bear` / `beyaz ayı` bir kadın, hafızasını kaybetmiş şekilde bir dünyada uyanır ve sürekli kaçmak zorunda kalır. ancak hikaye, izleyiciyi şok
İnsan dışarıdaki mücadeleleri kaybetmeden, içindeki kaleyi çoktan teslim etmiştir. Zafer de yenilgi de hep içeride başlar.
Hayata Dair
Cumhuriyet'i kuran çekirdek kadro (bürokratlar, subaylar ve aydınlar) aslında tam anlamıyla bir "burjuva" değildi; devlet sınıflarından geliyorlardı. Ancak Anadolu'da Millî Mücadele'yi örgütlerken mecburen taşra eşrafıyla, ağalarla ve kasaba zenginleriyle ittifak kurdular. Bir yanda Batılılaşmayı, pozitivizmi ve radikal modernleşmeyi hedefleyen Ankara elitleri vardı. Diğer yanda ise parasını, toprağını ve gücünü korumak isteyen, zihniyeti tamamen kasaba ölçeğinde kalmış bir yerel burjuvazi. Bu ittifak başarıya ulaşıp yeni devlet kurulduğunda ve tek parti dönemi kurumlaştığında, o kurucu elit sınıfı hızla "devlet seçkinlerine" dönüştü. Halkçılık ideolojide kaldı; pratikte ise halktan kopuk, tepeden bakan, bürokratik bir aristokrasi yaratıldı. İşte o "saraylı edası" tam burada başlar. Osmanlı'nın o eleştirdikleri ceberut, halka mesafeli devlet geleneği (Babıali zihniyeti), bu kez smokin giymiş bürokratlar eliyle Çankaya’da ve Ankara’nın lojmanlarında yeniden üretildi. "Halk için, halka rağmen" derken, halkı sadece eğitilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir kitle olarak gördüler; kendi oturdukları fildişi kuleyi ise yeni bir saray gibi konumlandırdılar. İşin ironik kısmı, o yukarından bakan "saraylı" edasına karşı en büyük bayrağı, yine o ittifakın diğer ayağı olan kasaba burjuvazisi açtı. Demokrat Parti, tam olarak o Ankara elitlerine öfkeli olan taşra sermayesinin, esnafın ve köylünün sesi olarak sahneye çıktı. Ama ne oldu? Menderes ve kadroları (ki kendisi de büyük bir toprak ağasıydı) gücü eline geçirir geçirmez, onlar da o eleştirdikleri güç sarhoşluğuna ve kendi tahakküm mekanizmalarına saptılar. Yani "saraylı" değişti ama o tepeden bakan, gücü tekeline alan zihniyet yapısı hiç değişmedi. Bugün yaşadığımız tıkanıklığın kökü de buraya dayanıyor: Türkiye'de hiçbir
Tarih
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?