Kitabın ortalarında, yani midemizin bulantısının doruk olduğu yerdeyim.
Okurken ben bunu niye okuyorum , zihnimi kirletmeye değer miydi diye sordum kendime.
Ama bu okuduklarım kesinlikle burdaki yazılanlardan ibaret değildi, bunların bizim gündelik hayatımızda da karşılığı vardı.
Kulaklarımızı , gözlerimizi kapatmış olmamız yok olduğu anlamına mı geliyor ?
Dünyanın her yerinde böyle iğrenç durumlar yaşanıyor ve biz umursamazca hareket etmek için başımıza gelmesini bekliyoruz.Tıpkı bu kitabı okuyanların tefekkür etmeden iğrenç deyip arka sayfaya geçtikleri gibi, etkisi arka sayfalara gittikçe azalıyor.
Kitabın 190 lı sayfalarına kadar geldiğim yerlerde çıkardığım bazı dersler var. Kitabın devamında ne olduğunu bilmiyorum ama ;
Peygamber efendimizin geldiği cahiliye dönemini, sahabeleri artık kafamda daha iyi oturtabiliyorum.
Ortam kötü, her yer pislik dolu. Kimse kendini tehlikeyi atmıyor, aç kalma korkusu her şeyin önüne geçmiş,bir otorite yok. Tam da bu anda özü sözü güvenilir birinin geliyor. Pislik içinde bir yerdesiniz ve zaten güvenilir olarak bildiğiniz biri peygamberliğini ilan ediyor.
Tabiki onun için canınızı verirsiniz. Kaldı ki biliyorsunuz ki o Allah'ın elçisi. Yani Rabbimiz bizi unutmamış.Zaten peygamber efendimiz vefat ettiğinde bazı sahabeler biz Allah ile aramızdaki bağın(vahyin) kesildiğine çok üzüldük demişler. Ne kadar da haklılar.
İkinci olay ise, Rabbimiz bizi bu körlerin şu anki rezil olduğu durumdan kurtarmış, aydınlığa kavuşturmuş, üstelik bizler için kitabımızı da korumuş. Biz ise onu okumuyoruz.
Bizi bizden iyi tanıyan Rabbimiz, bizim kural dediğimiz şeyleri biz biz olalım ,biz kalabilelim diye koyuyor.Biz ise hal dilimizle bizi bizimle bırak, seni dinlemek istemiyoruz deyip kendimizi kendimizin eline tutsak ediyoruz.
Yazarın da yazdığı