Bir bilinmez var çevremde, düşünceli bakıyor. Ne! Sen hâlâ yaşıyor musun, Zerdüşt?
Neden? Niye? Nasıl? Nereye? Nerede? Niçin? Budalalık değil midir hâlâ yaşamak?
Ah dostlarım, akşamdır içimde böyle sorgulayıp duran. Bağışlayın üzüntümü!
Akşam oldu: Bağışlayın beni, akşam oldu diye!
"Heyhat!.. Biz köylüler çok mahduduz. Sade ve açık bazı ahlâk kaidelerimiz vardır ki, onların hududundan bir türlü çıkamayız. Onun için başka insanlar hakkındaki hükümlerimiz daima şiddetlidir. Müsamahadan anlamayız.
Elli sene toprakla uğraştım. Meşaketli ve neşesiz bir ömür sürdüm. Böyle bir insan, böyle şeyleri nasıl hoş görebilir, nasıl anlar?
Çekilen sefalet kalbi kinle doldurmuştur. Artık ne gözün görmeye, ne kulağın işitmeye kudreti kalmamıştır. Siyah eski elbiseli, buruşuk ve solgun yüzlü bir köy kadını başka bir dünyanın insanıdır. Onun haşin dimağı hiçbir şey anlayamaz, mazur göremez."
Yumuşak başlı ve adaletli biri olduğun için şöyle dersin: "Küçücük varlıklarının suçlusu onlar değildir. " Ama onların daracık ruhu şöyle düşünür: " Bütün büyük varlıklar suçludur. "