Müttefiklerin İstanbul’u terk ettiği, bir devrin kapanıp yeni bir devrin sancılarla doğduğu o tarihi günlerde; sadece şehirler değil, kültürler de karışık bir hale gelmişti.
Müfide Ferit Tek, 1924’te yayımlanan 'Pervaneler' romanında bizi tam olarak bu çalkantılı döneme götürüyor...
Şehrin içerisindeki kolejde, genç kızların bir ışık olduğunu düşündükleri Amerikalılaşma ve yabancılaşma arzularının nasıl gerçekleştiği gözler önüne seriliyor. Kızlar o parıltılı dünyaya doğru koşarken, aslında kendi sonlarını, kendi kimliklerinin eriyişini fark edemiyorlar. Yazara adını veren o "pervane" metaforu, tam da bu kanat yakıcı yabancılaşmayı anlatıyor.
Ancak bu trajediyi en derinden hisseden, o kanatların yanışını içi sızlayarak izleyen biri var: Doktor Burhan. Burhan, Türkçülüğün yok olmasına karşı her cephede büyük bir mücadele, bir dik duruş sergilemesine rağmen; ne acıdır ki bu savaşı en yakın cephede, kendi evinde kaybediyor. Fransız eşi ve çocukları bir yana, canından çok sevdiği kardeşi Leman için bile bu yabancılaşma dalgasını durdurmakta başarılı olamıyor. Koca bir ülkenin ruhunu kurtarmaya çalışan bu idealist adam, kendi çemberinde yapayalnız kalıyor.
Müfide Ferit Tek bize gösterir ki; ışık o kadar güçlü sarmıştır ki pervaneleri, Burhan’ın memleket sevdası bile o kanatların yanışını engellemeye yetmez.
Bugün yine gençlerimiz, ülkenin gelecek belirsizliği yüzünden yurt dışı hedeflemekte, beyin göçü hızla artmakta bu yüzden.
Yıllar geçmiş olsa da, bu durumun hala gençlerin hayalinde olmasının değişmemesi ise acı gerçeğimiz.