Şair, görmediğim kariler diye başlıyor kitabına ve gözyaşı ve samimiyet istiyor okuyucusundan…
Ne kadar da yerinde bir istek aslında, kim ister ki kitabının isteksizce okunmasını?
Şair hakkında en güzel ve net bilgilere Hıfzı Topuz’un “Elbet Sabah Olacaktır” kitabıyla ulaştım ve 180 günlük Rübab-ı Şikeste yolculuğuyla da poetikasını anlamaya çalıştım.
Anlaşılması için gayret gerektiren bir dili var Fikret’in. Zaten şiirler anlaşılmak için muhatabından gayret bekler, tüm sanat eserlerinde olduğu gibi.
“Seza”, “Süs” ,”Tefekkür, “Tefelsüf” gibi üzerinde durup düşündüğüm, dönüp tekrar tekrar okuduğum,
“Derd-i Nihan”, ”Enin-i Gam”, “ Zavallı Hasta”, ”Ukde-i Hayat” gibi okurken hüzünlendiğim; “Tecdid-i İzdivaç”, “Çirkin” gibi tebessüm ettiren; Fuzuli, Nefi, Nedim ve kendi döneminden sevdiği şairler hakkında yazdığı güzel şiirler gibi hayrete düşüren şiirler de vardı.
Mesela aşkın tarifini yaptığı derin anlamlı ;
“Seninle” ”Sen Olmasan” ”Birlikte” gibi( kime yazdı bilinmez ama) buram buram aşk kokan şiirler de vardı.
Okuruna hitaptan sonra aşk teması ile (Süha ve Pervin’in aşkı) başlayan Tevfik Fikret, son bölüm olan "Eski Şeyler" e aldığı;
"Ey Yâr-ı Nagamkâr" başlıklı yine aşk temalı şiiriyle bitirir kitabını. Ve ;
Çal, ben de olup şevk ile âhengine peyrev,
Dillerdeki sevdalan cûşân edelim, çal!
Çaldıkça doğar gönlüme eşâr-ı nev-â-nev;
Her nağmene bir şi'rimi kurbân edelim, çal!
Çal, âlem-i ervâhı da raksân edelim, çal!
kıtasıyla başlayan bu şiirde sevgilinin aşk duygusunu musiki ile bütünleştirir adeta.
Bundan başka, "Ne İsterim”, "Yeşil Yurt" ve "Bir Ân-ı Huzur" gibi daha birçok şiirinde özlediği hayata kavuşma ümidini taşıyan şair bir yandan iyimserdir lakin “Sis” şiirinde kendisine aşiyan olmuş ve tüm güzelliklerinden istifade ettiği İstanbul’ a karşı