Hadi Bakalım Normal Kal…Hafif Spoiler İçerebilir!!!
Bu kitap savaşın tam ortasında geçiyor ama savaşın kendisini değil, insanların gündelik hayatını anlatıyor. Daha çok büyük olayların içinde hayatta kalmaya çalışan sıradan insanların hikâyesi.
Hikâye, Londra’da II. Dünya Savaşı döneminde geçiyor ve merkezde Emmeline Lake var. Kendisi bir gazetede çalışmak istiyor ama olaylar beklediği gibi gitmiyor. Bir anda kendini savaşın gölgesinde, insanların dertlerini dinlediği bir köşe yazısının içinde buluyor. Gazete aracılığıyla gelen mektuplar, insanların yaşadığı kayıplar ve çaresizlikler hikâyenin en dokunaklı kısmı oluyor.
Örneğin bir adamdan gelen mektupta “evim bombalandı, ne yapacağım?” yazıyor. Bir başkası “yakınım kayıp, delireceğim” diye yazıyor. Biri de direkt “artık dayanamıyorum” diye içini döküyor. Yani gelen mektuplar bildiğin hayatın tokadı gibi.
Kitap savaşın “büyük” tarafını değil, küçük ama gerçek tarafını gösteriyor. Bombalar, sirenler, yıkım var ama asıl ağırlık insanların günlük hayatında. Bir yandan ekmek bulmaya çalışıyorlar, bir yandan da moralini korumaya çalışıyorlar. Bu yüzden kitap dramatik ama aynı zamanda insani bir yerden ilerliyor.
Savaş sadece cephede yaşanmıyor. İnsanların evlerinde, işlerinde ve hatta yazışmalarında bile devam ediyor. Kitapta insanlar sabah kalkıp ekmek kuyruğuna giriyor, siren çalınca koşarak sığınağa iniyor, sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyor. Yani hayat devam ediyor ama herkesin içinde sürekli “bir şey olacak” tedirginliği var. Kitap bunu mektuplar üzerinden çok iyi hissettiriyor. Birinin yardım isteği, bir başkasının yalnızlığı ya da umudu doğrudan sana geçiyor.
Bir bölümde Emmeline bir mektuba cevap yazmaya çalışıyor ama kitleniyor. Çünkü karşısındaki adamın derdi öyle “geçer gider” bir şey