Canan F. Çavdar

Canan F. Çavdar
@muh_canan
Tükenmez Üzüntülerin Son Durağı 'Aşk'tır
10/10
·112 syf.··
2024 301. kitabı
Albert Camus’un ilk eseri olan Tersi ve Yüzü’nde, Ruhta Ölüm adlı bir deneme yer alır. Bu denemede yazarımız şunu söyler: “İnsan, geldiği yoldan geri dönerken, bakımsız bir mezarda, ‘tükenmez üzüntüler’ diye bir yazı bulur. Bereket versin, idealistler var da, her şeyi yoluna koyuyorlar.” Camus’un bu sözü, hayatımızın ‘tükenmez üzüntü’ kaynağından doğar. Çünkü ruhun ölümünü anlatmıştır. Bu kaynağın nedenlerine değinecek olanlar ise idealistlerdir. Albert Camus’un Yabancı eserindeki kahraman, -ve aslında biz buna, ruhu ölmüş kahraman da diyebiliriz,- kendisiyle ve toplumla ciddi bir kopukluk yaşar. Ne okursa okusun ne yaşarsa yaşasın, onda kayıtsız yaşayan bir adam hali vardır! Sevdiği kadını gerçekten sevmekte midir ya da sevginin ne demek olduğunu hissetmekte midir? Arkadaşlık onun için ne demektir ya da bunun bir anlamı var mıdır? Ve her şeyden de ötesi, onun için bir anne ne demektir? Aynı zamanda okumuş oldukları da onu etkilemez. Rasim Özdenören, Acemi Yolcu eserinde Camus’un kahramanına şöyle değinir: Okuduğu bir gazete kâğıdında, aile dramında anne, kız kardeş ve ölen oğulun hikâyesi çok duyguludur. Ancak kahraman, bundan etkilenmez ve hatta böyle sonuçlanmasını normal olarak görür. Bu sahne ise ruhun ölümüyle açıklanır. Yabancı’nın kahramanı, hayatının tüm aşamalarında ruhunu öldürmüş adam olarak karşımıza çıkar. Annesi öldüğünde yaşadığı kayıtsızlık sahnesi çok tuhaftır: Cenaze işlemlerinden hemen sonra kız arkadaşıyla doyasıya gezer ve ölen annesinin yanı başında beklerken rahat bir şekilde kahvesini içip sigarasını yakar! Aynı şekilde diğer bir nokta, yargılanması sırasında ‘topluma olan borç’ meselesiyle suçuna bakılmasıdır. Bu kahramanın suçu, bir adamı öldürmesidir. Ancak öldürme sırasında Yargıç önemli bir konu üzerinde durur. Adama sıktığı ilk kurşunun bir nedeni
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aşkın Ruhu Karmaşıktır
9/10
·112 syf.··
2024 41. kitabı
Márquez, eserde bir ‘sorgu yargıcı’ kalemiyle, defteriyle ve en önemlisi de ruhuyla karşımıza çıkıyor. Bunun asıl nedeni ise; kitabın başkahramanı olan Santiago Nasar’ın, kendisinin gerçek hayatta yakın arkadaşı olmasından ve cinayetin işlenme nedenini bilmek istemesinden kaynaklıdır. Eserde cinayet, Angelia Vicario’nun, Bayardo San Roman ile evlenmesi, ancak Vicario’nun bakire olmayışıyla beraber onu baba evine göndermesiyle birlikte başlar. Sahneye ikiz kardeşlerin dâhil olması ise, Vicario’nun tek bir sözüyle yaşanır: Namusunu kirleten, Santiago Nasar’dır! Kasaplık mesleğini yapan ikiz kardeşler ise cinayeti, sözün doğruluğunu araştırmadan gerçekleştirir. Burada namusu koruma düşüncesi, toplumsal bir baskıyla karşımıza çıkar. Eserdeki toplumsal baskı, cinayetin yaşanacağını bilen bir toplumun, ‘kabul edilmiş cinayet’ ve dolayısıyla ‘normal cinayet’ şeklinde görmeleriyle birlikte başlar. İkiz kardeşlerin cinayete neden olacaklarına inanmayanlar da vardır. Çünkü kasaplık yapmalarına rağmen kendilerine, “bu mesleği yapan insanların ruhlarının adam öldürmeye yatkınlığı,” sorusu sorulduğunda, “biz bir hayvan kestiğimizde, gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeyiz,” diye cevap vermişlerdir. Oysa Nasar’ı öldürürken yüreğini/kalbini çıkarana kadar onu… İkiz kardeşler, günün ilk ışıklarıyla süt, gün boyunca yiyecek ve akşam altıdan sonra meyhaneye dönüşen dükkânda, süt içerken bu cinayeti işleyeceklerini söylerler. Márquez eserlerinde imgelerin kullanım başarısına değinmekte fayda var. Örneğin bu dükkânda ‘süt’ içerken cinayet konusu, kendilerini ‘masumiyet’ kavramıyla savunduklarını gösterir. Aynı şekilde sorgu yargıcı, defterinin 382. ve 416. sayfasına, eczaneden aldığı kırmızı kalemle not düşer. Bu not, deftere-davaya şifa niyetinde değildir. Oysa, sorgu yargıcı not
1000Kitap
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Yaşanamayan Hayat
9/10
·56 syf.··
2024 100. kitabı
Zweig eserleri okunurken yapılan en büyük hatalardan biri, oradaki duygulara bağlı kalmak, olayı basite indirgemektir. Aslında yazar, duyguların ötesinde bir izlenim bırakmayı hedefler. Bizleri, yaşanan duyguların çağrışımlarıyla büyüler. Örneğin toplumsal düzeyde engellilik, bu eserde de olduğu gibi, psikolojik açıdan yaşanan olaylarla bütünleştirilmiş ve okuyucuya sunulmuştur. Zaten bir insanın en yakın arkadaşı Freud olup da, psikolojik yönden herhangi bir inceleme yapmaması da mümkün değildir. Eserde, kahramanımızın yalnız kaldığı ve yalnız bırakıldığı bölümdeki hisleri, bizlere pişmanlık duygusunun da olduğunu gösterir. Ben bu durumu ‘yalnızlık yanılsaması’ şeklinde yorumlarım. O kadar yalnızsındır ki, ne yaparsan yap, ısındığı bir türlü anlayamazsın. Aklın ve zihnin, pişmanlığa sürükleyecek fikirlerle seni doldurur. Adamın kalbinin yavaş yavaş öldüğü o gerçeklik payında, yalnızlık ve pişmanlık eser boyunca karşımıza çıkar. Buradaki pişmanlık, eşini ve kızını memnun etmek için sürekli çalışan kahraman olmakla açıklanır. Çünkü onlar, yüksek sosyeteye kapılarak temel gerçekleri ve idealleri arkada bırakmışlardır. Bu durumdaki pişmanlığını ise kahraman, babasının sözüyle açıklar: “…Biz sırtımızdaki yükü mezara kadar taşırız.” Bu düşünce, kahramanın Yahudilik dinine bağlılığının bir sonucudur. Semitik dinlerin tamamında, sürekli bir zevk ve sefa ile yaşamanın mümkünatı yoktur. Ölüm bilinciyle yaşamak düşüncesi ön plandadır. Bu ise insanı, gerçek insan yapacaktır. Çünkü modern dünyada kahraman, sıkıştığı dünyanın yüksek sosyete mantığını anlayamaz, sahte kibarlıkları samimi bulmaz ve hatta tüm bunları budala bir davranış olarak görür. Bu ise bizlere Dostoyevski’nin Budala adlı eserindeki Prens Mışkin’in bakışını hatırlatır. Ancak bu eserin kahramanı bu değişmeyi ve
1000Kitap
Bir Kalbin ÇöküşüStefan Zweig · Can Yayınları · 201820,5bin okunma
Sunuş
9/10
·280 syf.··
2024 127. kitabı
Kahveden Adam Toplayalım eserini hangi perspektiften incelersek inceleyelim, anlatacaklarımız her daim eksik kalacaktır. Çünkü eser baştan sona -ve özellikle bazı bölümler- belirli tezleri çürütme ya da kurgulama aşamasına bizleri misafir eder... Bunu ise sadece, yapıtın birincil kahramanları olan Emin ve Durmuş görüşleriyle yapmaz. Anlatımın asıl odak noktasında ara misafir olarak değerlendirebileceğimiz Ramazan Hoca, Turgay abi gibi kişiler üzerinden de tezini savunur. Ve özellikle de bu iki insanın görüşleri incelenirken, insanın aklına şu muazzam değerlendirme gelir: Bir yazar, kahramanlarını hep aynı derecede sevip yine aynı derecede mi onlara saygı gösterir? Okurken -çoğu zaman- görmezden gelinen bu konu bizlere, yazarın derdinin, bütün kahramanların derdi olduğunu anlatır. Eserde en basit gibi görünen bir kahramanın bile, o yerinde, belki de kahvede çayını yudumlarken ki hâliyle, boşuna var olmadığı hissedilir. Henrik Ibsen okuyanlar beni daha iyi anlayacaktır. Bir tiyatro oyunu olan Yaban Ördeği yapıtında Dr. Relling karakteri, bir yan karakter olmasına rağmen, sahnenin göz alıcı noktasından değerlendirme yaparak okurlarını etkiler. Aslında yazar Dag Solstad, “Dr. Relling, Ibsen’in antagonistidir,” der. Kahveden Adam Toplayalım eserini okurken başkahramanların da antagonist özellikte olmalarının yanı sıra, iki ayrı bölümün antagonist kimlikte başarıyla bütünleştirilmiş şeklinin eserde yer aldığı görülür. Yazarın bakış açısındaki çözümleme becerisi, bu kimliğin bir başarı göstergesidir. İki ayrı dünya... Aynı mahalleli iki insanın kırılma noktası... Bir yanda kopanlar var... Diğer yanda kopanları tutanlar... Belki en çok bu noktalar değil de, noktaların sonucu bizleri etkiler. Çünkü sona doğru ilerlerken, aslında çeşitli aşamalardan geçersiniz. Ancak yine hep
1000Kitap
Kahveden Adam ToplayalımFaruk Sarıkavak · İzdiham · 202014 okunma
Hikâyenin Stenograf Kimliği
8/10
·80 syf.··
2024 137. kitabı
Dostoyevski, hikâyenin fantastik yanını, stenograf tarafından yazıya geçirilen bir gözlemci gibi değerlendirir. Okuyucu ise hikâyenin stenograf kimliğini, kahramanların psikolojisiyle analiz eder. Okuduğumuz bu eserden kesitleri, böyle bir açıdan ilişkilendirmekte fayda var. Örneğin, tefecinin eşiyle yaşadığı olaydan sonraki süreçteki kırgınlık/aldanma/yıkılma durumu, kadının 'uysal kız' olmaya başladığı zaman dilimidir. Tefeci, eserin başında kızı, 'uysal kız' olarak görür. Ancak yazar, 'uysal kız' profilini bizlere, büyük kırgınlıktan sonra göstermeye başlar. Kızın bir gül gibi solmaya başladığı o süreç, uysallaşmaya başladığı süreçtir. Ve aslında uysallaşma, evliliklerinin başında sunduğu sevgiye, bir karşılık alamadığı dönemle birlikte başlar. Tefeci olduğunu bilerek evlendiği bu adama, eserin o son kısmında, 'hep böyle tefecilik yaparak ömürlerinin sürüp gideceğine yönelik korkusu', okuyucuları hüzne boğar. Bu süreçten sonra ise tefeci, sevgisini eyleme dönüştürmeye başlar. Ancak adam geç kalmıştır ve bu büyük gerçek, kalbini de aynı şekilde acıtır. İşte, o sahnenin muhteşem detayı şöyledir: Kadın, adamın kendi yanında olup olmadığını fark etmeden şarkı mırıldanır. Adamın o mekândaki varlığının bilincinde dahi değildir. Adamın varlığıyla ilgilenmediği o zaman diliminde, kadının kendi kendine şarkı söylediği o süreç, adamda bir yıkım başlatır. 'Varlığımın farkında değil, demek ki beni sevmiyor,' diye düşündüğü o sahne, adamı korkutur. Ne yapacağını bilemez ve sevgisini eyleme dönüştürür. Kadının ayaklarını öptüğü ve yalvardığı o sahne, hüzünlü bir özür sahnesidir. Adam her şeyden vazgeçerken, kadın yaşamaktan vazgeçer ve intiharı seçer. Adam, 'aşkımdan korktuğu için ölümü seçti,' der. Âşık insanın ne yapacağı ya da ne söyleyeceği, işte yine böylece karşımıza, bir
1000Kitap
Uysal KızFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202310,8bin okunma