Nasıl ki fırtına küçük bir ateşi söndürür ama büyük ateşi daha da güçlendirirse, güçsüz inançlar felaketler karşısında zayıflar, güçlü inançlar ise kuvvetlenir.
Tanrı, birçok şey içinde bir şey değil, varoluşun kendisidir. Bu durumda, dünyanın üzerinde olan (tabiri caizse) "üst-varoluş" ile dünyada yaşayan, "dünyada olan", " dünyaya ilişkin olan" şeyleri aynı düzlemde ele alamayız. Bunu yaparsak, küçük bir oğlanın düştüğü yanılgıya düşeriz.
Bilinmeyen, inanılmaz olmak zorunda değildir. Entelektüel olarak her şeyin son noktada anlamsız olup olmadığını veya her şeyin altında yatan derin bir anlam olup olmadığını anlamak mümkün değil; bu sorulara her ne kadar entelektüel cevaplar verilemese de, varoluşsal bir karar mümkündür.
Doğa bilimlerinin ötesindeki bir boyutta teleoloji olasılığına kendini kapatmanın, bu olasılığı yok saymanın duyumsama ile, deneycilik ile bir alakası yoktur. Bu felsefedir; eleştirel bir felsefe değil, amatör, antikalaşmış felsefedir.
İnsan boyutunun ötesindeki boyuta ne "saf akıl" ile ne de saf zeka ile erişilebilir, diğer bir deyişle, ne saf rasyonel olarak kavranabilir ne de entelektüel olarak anlaşılabilir; dolayısıyla bilimsel kavrayışa açık değildir. Bu nedenle de bilimsel dünyada nihai anlamın yeri yoktur. Bu, dünyanın kendisinin anlamsız olduğu anlamına mı gelir? Yoksa, nihai anlam açısından bilimin anlam körü olduğu demek değil midir?