Hattâ silsile-i felsefenin en mükemmel ferdleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farabî gibi adamlar; "İnsaniyetin gayetü'l-gayatı, "Teşebbüh-ü bil-Vâcib"dir.. yani Vâcibü'l-Vücud'a benzemektir." deyip firavunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak; esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva'-ı şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar. Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlahiye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlahiyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlahiyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlahiyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-i İlahiyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahîye istiğfar, naksını görüp kemal-i İlahîye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler.
Şu hayatta hiç kimse mükemmel değil. En başarılı işa-damları, en muktedir siyasetçiler, en âlâ sanatçılar ya da bi-lim insanları... Dışarıdan bakınca gayet akıllı, bilgili görü-nenlerimizin bile görünmeyen bir "gölgesi" var. Balkona vu-ran güneş ışığının ulaşamadığı bir köşe mevcut her zaman.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Nedir şu koskoca kâinatın sırrı? Böylesine mükemmel bir nizamı niçin durmadan bozmaya çabalıyor insanlar?”
1000Kitap
Beş gün sürmesi tasarlanan bir gemi yolculuğunun bu ilk günü bende bıraktığı mutlu bir boşluk izlenimiyle olağanüstü oldu. Herkes bir gemi güvertesinde başına bir şey gelmeyeceğini bilir, amainsan orada mutluluğa benzer mükemmel bir can sıkıntısı duyar.
Kent hareketlenmeye başlıyor, ilk metroların homurtularıduyuluyordu. Tam o sırada, çok iyi anımsıyorum, Rebecca bendenayaklarını ısıtmamı istedi, hani bir kural vardır, belden aşağınınanahtarına sahip olabilmek için önce üst tarafın tatmin edilmesigerekir; işte ona uyarak bacaktan dudaklara kadar çıkıyordum.Fakat öylesine gülüyorduk ki ilk öpüşmemiz ancak önce dişlerimiz,ardından da burunlarımız uzun süre birbirine çarptıktan sonra yetişkinlere has ve kurallara uygun bir nitelik kazandı.-Baksana, dedim, ağızlarımız birbirinden ayrıldıktan sonra, benim bir doktora görünmem gerekiyor. Bana tuhaf bir şeyler oluyor.Ve elini tutup temasımızın bende yol açtığı sertleşmeye değdirdim. Önümdeki küçük tümsek gururunu okşadı ama onda özel birheyecan yaratmadı. Gerçekte, sonuca varmak için pek acelemizyoktu. Tanışır tanışmaz kendini bir erkeğe ya da bir kadına vermekarzusuyla yanıp tutuşanların kaba tensel kanıtlamalarına ihtiyacımız yoktu. Daha önce patlatılan havai fişeklerin yanında, o akşambize sevişme eylemi gereksizmiş, en azından bu konuda aceleye gerek yokmuş gibi görünüyordu. Kendi kendinden başı dönen, kendiyürekliliği karşısında şaşırıp kalan, bir sonucu umursamayan aymaz bir baştan çıkarmanın içinde süzülüyorduk. Üstelik, itiraf etmeliyim ki, Rebecca, öyle başkaları gibi cinselliği olduğu düşünülemeyen şu çok güzel varlıklardan biriydi. Siluet ve hatlar anlamında alışıldık insan türünden öylesine uzaktı ki onun mahremiyetininde aynı şekilde farklı olduğunu tahmin ediyordum. Tutuşmuş aklımona, güzel yüzü kadar baştan çıkarıcı mükemmel bir münasebetsizlik olan duyulmadık bir organ yakıştırıyordu. Sahi, diyordum kendikendime, sakın bu kız karnının alt kısmında bir cinsel organ olmadan doğmuş olmasın? Doğa onun için yeni bir çözüm bulmuş olmalı!Ve geceyi aylak aylak orada
Öyle yüce, öyle mükemmel, öyle hamde lâyık bir Rabbimiz var ki bizim. O, kuluna, kullarına kurtuluşu göstermek ve kullarının hayatlarını düzenlemek üzere bir kitap indirmiştir.