insanlığın kökenlerine yapılan bu büyüleyici yolculuğu bilinçaltımın derinliklerinde hissettim. Neden daha önce okumamışım dedirten muhteşem sürükleyicilik, mükemmel kurgu.
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
İmam Gazali’nin Gökyüzüne Bakmanın Faydaları adlı eseri, insanı kâinatı tefekkür etmeye davet eden kısa ama yoğun bir düşünce kitabıdır.
Kitapta Gazali, gökyüzü, yıldızlar, yeryüzü, denizler, hayvanlar ve insanın yaratılışı gibi varlıklardaki düzen ve hikmetleri ele alır. Ona göre gökyüzüne bakmak sadece bir manzara seyretmek değil, Allah’ın kudretini, sanatını ve yaratılıştaki mükemmel düzeni fark etmek için bir vesiledir. İnsan, kâinattaki bu uyumu düşündükçe imanını güçlendirir, şükür duygusu kazanır ve dünya hayatının geçiciliğini daha iyi anlar. Kitabın temel amacı okuyucuyu tefekküre, ibret almaya ve yaratılışın ardındaki hikmetleri görmeye yöneltmektir.
Gökyüzüne ve kâinata dikkatle bakan kişi, yaratılıştaki kusursuz düzeni görerek Allah’ın varlığına, kudretine ve nimetlerine karşı daha derin bir bilinç geliştirir.
Theogonia okumak beni epey zorladı. Kim kimden geldi, kim kimi yedi derken kayboldum. Anlamak için birçok vlog izlemek durumunda kaldım. Anlaşılan o ki Batı medeniyeti için iki Yunan mitolojik kaynağı kritik önem taşıyor: Homeros'un İlyada'sı ve Theogonia. Müzikten resme, heykelden bilimsel buluşların isimlerine, şirket adlarına kadar hepsi bu mitlerden besleniyor. Batı medeniyetinin kökü Yunan mitolojisi. Olayları anlamamda en çok katkı sağlayan içeriği Emel Kalender hazırlamış(YouTube Kanalı)youtu.be/xCcYmFXQSzc?si=... Kitabı mükemmel bir forma sokmuş aslında; hem resim sanatıyla hem heykellerle içeriği zenginleştirmiş.
Theogonia, tanrıların soy ağacını anlatan basit bir masal kitabı değil; evrenin hiçlikten varoluşa, düzensizlikten düzene, vahşetten adalete geçişinin yani Kaos'tan Kozmos'a büyük dönüşümün epik hikâyesidir.
Ancak bazı eleştiriler de yapmak lazım: Antik Yunan medeniyetinin dünya çapında Batı medeniyetini şekillendirmesinin asıl nedeni Roma İmparatorluğu'dur. Romalılar bu kültürel zenginliği benimseyip geliştirmeseydi Akdeniz havzası ve dolayısıyla Batı medeniyeti bu kadar etkilenmeyecekti. Hatta Romalılar bu kadar hevesli olmasaydı, Yunan mitolojisi belki de yerel bir medeniyetin mitleri olarak kalacaktı.
İyi okumalar dilerim.
"İnsanlık özgürlüğe kavuştuğunda gerçekten özgür mü olur, yoksa yeni efendiler mi yaratır?"
Dune Sapkınları, Frank Herbert'in altı kitaplık destanının belki de en az konuşulan ama en önemli halkalarından biri. Tanrı İmparator Leto Atreides'in ölümünün ardından geçen yaklaşık bin beş yüz yıl boyunca insanlık, onun tasarladığı Altın Yol'un etkileri altında yaşamaya devam etmiştir. Ancak artık eski düzen sona ermiş, insanlık evrenin bilinmeyen bölgelerine doğru büyük bir göç gerçekleştirmiştir. Tarihe "Dağılım" olarak geçen bu olay, Dune evrenini geri dönülmez biçimde değiştirmiştir.
Kitap, işte bu değişimin sonuçlarını anlatıyor.
Dağılım'a katılan milyarlarca insanın torunları geri dönmeye başlamıştır. Ancak geri dönenler, ayrıldıkları insanlar değildir. Yeni kültürler, yeni teknolojiler, yeni düşünce biçimleri ve en önemlisi yeni güç odakları ortaya çıkmıştır. Bene Gesserit Kardeşliği, binlerce yıldır olduğu gibi olayları perde arkasından yönlendirmeye çalışsa da bu kez karşısında alışık olmadığı bir rakip vardır: Onurlu Analar.
Onurlu Analar'ın sahneye çıkışıyla birlikte kitapta hissedilen tehdit duygusu giderek büyüyor. Frank Herbert onları yalnızca yeni bir düşman olarak tanıtmıyor; aynı zamanda Dağılım'ın insanlığı nasıl değiştirdiğinin bir yansıması olarak sunuyor. Onların yöntemleri, güç anlayışları ve evrene bakış açıları Bene Gesserit'in temsil ettiği her şeyle çatışıyor. Bu nedenle kitap boyunca yalnızca iki örgütün mücadelesini değil, iki farklı insanlık anlayışının savaşını okuyoruz.
Romanın merkezindeki en önemli karakterlerden biri Sheeana. Genç yaşına rağmen kumsolucanlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olması onu yalnızca Arrakis için değil, tüm insanlık için önemli bir figür haline getiriyor. Leto Atreides'ten sonra kumsolucanları ve baharatın
Muhteşem Zaferler beni en çok diliyle şaşırttı. Antik zamanda geçmesine rağmen karakterler baya sokak ağzıyla, ağır küfürlü konuşuyor :)) İlk başta garip geliyor ama sonra çok doğal ve gerçek hissettiriyor.
Kitap boyunca en öne çıkan ana düşğnce ise ; sanatın iyileştirici gücü. Savaşın yıkımı içinde insanlar bir tiyatroya, bir hayale tutunarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Bir de dostluk var tabii. İki arkadaşın çabası küçük gibi görünse de aslında hikayeyi taşıyan şey bu, ikisinin "muhteşem zaferleri".
Genel olarak çok mükemmel değil ama samimi ve içten bir kitap arayışında iseniz tavsiyemdir.
Muhteşem ZaferlerFerdia Lennon
Öncelikle ne kadar salak olduğuma değinmek istiyorum.Bu kitap normalde novella ve ben bunu gayet iyi biliyordum.İçinde iki hikaye var bunun.Her neyse şimdi ben de kutulu set vardı ve kutulu sette bu kitabı üçüncü kitap olarak koymuşlar.Ben herhalde 2,5 gibi bir şeydir diye bunu okumaya başladım.İlk hikayeyi okudum bitirdim.İkinci hikayeye geçtim ve bir anda dedim ki bu işte bir tuhaflık var.Koşa koşa yağmurun hesaba gittim tabi.Onun bu seri hakkında bir videosu vardı.İzlemeye başladım,bir baktım bu kitap en son okunacakmış.Görmeniz lazım evde küfürler uçuşuyor.(küfürden nefret ederim)Kriz geçirdim evde yani bu ne biçim aptallık?!?Şimdi bu yüzden bu iki hikaye arasında benim için bir ay mı ne var!Artık incelemeye geçebilirim sanırım anlattığıma göre.İki hikayeyi de ayrı ayrı anlatıcam.
Kraliçe'nin Şarkısı
Bu hikaye Cal'in annesi Coriane'i anlatıyor.Coriane Jacos Hanesi'nin vârisi.Ayrıca Julian ile de kardeş.Kendisinin çok trajik bir hikayesi var ve yavaş yavaş aklını kaybeden bir karakter.Aslında bildiğiniz gibi bunun sebebi kendisi değil Elara'ydı.Bu spoiler değil bu arada.
Bu hikayede de işte bizim kızımızın kraliçedenemesinde Elara ile tanışmasından ölümüne kadar olan süre işlenmiş.Ayrıca Savaş Fırtınası nda geçen günlüğü de bu hikaye ile okuma şansı elde ediyorsunuz.
Açıkçası ben bu hikayeyi çok sevdim.Zaten Coriane dehşet merak ettiğim bir karakterdi seri boyunca.Günlüğünü okumak da çok mükemmel bir şeydi.Yani gerçekten de bir kadının delirişine şahit oldum.Bir de Julian'ın içi bomboş bir kitap hediye etmesi.Gerçekten harikaydı.Zaten bu kitap Coriane'in günlüğü oluyor.Altıncı Tiberias da çok harika adammış.(Hepsinin ismi Tiberias olmasa keşke)Düşünceli bir insan olmasını da çok sevdim.Yani Coriane'iyi düşünmesi çok hoştu.
Coriane'nin delirdiği biraz daha iyi