Bil ki, ibadetin hakikati, şeriatin emir ve yasaklarına uymaktır. Bu sebeple, yaptığın bir şey, şeriatin emrine uygun değilse, o şey ibadet şeklinde de görünse, ibadet değildir. Dahası, böyle bir şeyi ibadet maksadıyla yapmak, sahibine günah da kazandırır.
Bundan dolayı, örneğin bayram günlerinde oruç tutmak veya kerahet vakitlerinde namaz kılmak caiz görülmemiştir.
Bundan da anlaşılıyor ki, ibadetin hakikati ve ruhu namaz ve oruç gibi şeylerin kendileri değil, bunları yapmak suretiyle şeriatin emrine uymaktır. Onun için, namaz, oruç ve diğer işler, ancak şeriat emrettiği zaman ibadet hâline gelirler.
Allah Resûlü Aleyhissalatu vesselâm bir hadiste de şöyle buyurmuştur:
"Allah teâlâ üç sesi sever. Bunlar ezan sesi, Kur'ân sesi ve seher vaktindeki dua ve istiğfar sesidir."
Her gün Allah teâlâ katından bir çağrı bütün kalplere yöneltilir. Gâfil olan kalplerin duymadığı bu çağrı şöyledir:
"Ey kul! Sen yalnız bana muhtaç iken, başkasına gösterdiğin bu önem nedendir?"
Allah Resûlü Aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurmuştur:
"Nasıl yaşarsan yaşa, sonunda ölürsün. Neyi (ve kimi) seversen sev, ondan ayrılırsın. (Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Takva sahipleri dışında, birbirini sevenler, kıyamet gününde birbirine düşmandırlar."
Ali radıyallahu anh demiştir:
"Amel etmeden cennete gideceğini zanneden, boş ümit taşır. Yalnızca amelle oraya gideceğini bilen ise, kendisini amelde yorar."