Nefesimi tutarak okuduğum bir eserdi. Verdiğim 5 dakikalık sigara molasında bile sabırsızlıktan tırnaklarımı yediğimi fark ettim. Okunup, okutturulması gereken bir kitaptır.
Karakterimiz gençliğinin başında anne ve babasının vefatı üzerine yüklü bir servetin sahibi oluyor. Bu miras ile kendine keyif veren alanlar oluşturmaya başlayan karakterimiz, bir gün uzaklardaki sevgilisinden onu terk ettiğine ve başka bir adam ile evleneceğine dair bir mektup alıyor. Bu mektubu okuduktan sonra kendisinde bir hissizlik fark eden karakter bu duruma hiç üzülmediğini ve sinirlenmediğini gözlemliyor.
Ve hissizlikten dem vurup üzülmeye başlıyor.
Karakter burada bizi alenen kandırıyor. Hissizlikten ve duygusuzluktan şikayetçi karakterimiz aslında haz doygunu narsistik bir yapıya sahip.
Çünkü kibiri en üst seviyede yaşamaktadır.
Unutulmamalı ki kibir büyüklük duygusunu en yoğunlukta yaşatandır.
Bu kanıya şu şekilde ulaşmış bulunmaktayım.
Arayış içersinde can sıkıntısından gittiği at yarışında sesini duyduğu güzel bir kadınla bir tür bakışma oyunu oynamaktadır ve galip gelemeyeceğini anladığı anda kadının eşi ile alay etmeye başlamaktadır. Kadının kocasına çarparak elindeki kuponları düşürmüş onlardan birini saklamıştır(zarar verme güdüsü).
(Küçükkende arkadaşının bıçağını çalıp saklayarak eziyet etmiştir. Ben merkezci olarak eşyalara sahiplenme.
Sürekli olarak kendisinde bir esrime hali görmekte(KendiniTanrı ile birleşmiş sayma)).
Ve bingo kazanan kupondur.
Karakterimiz kazanan kupon ile birlikte yasağın ve tehlikenin kendisine inanılmaz bir yaşama sevinci getirdiğini gözlemler.
Bu kazanç ile etrafta dolanmaya başlayan karakterimiz derin bir yalnızlık yaşadığını fark etmektedir. Elindeki yasak kazancı etraftaki kişilere dağıtarak Bir nevi içsel huzurlamaya gider ve bu huzurun kendisini daha mutlu ettiğini gören karakterimiz parası bitene kadar bunu devam ettirir, mutlu olduğunu görür. Bu andan itibaren insanların çok basit mutlulukları olduğunu gören
Kalemi ile kelimelere can veren Aytmatov.
Bu eserinde bizlere güzel bir hikaye yaratırken dönemin zorluklarını, hiç umulmadık bir anda insan hayatlarının değişimini, savaşın ne denli bir hayal katili oluşunu göstermiştir.
Çalkantılı geçen bu günlerde keşke kaleminin sihrini bütün insanlığın zihnine bir yıldırım gibi düşürebilsek.
Bize can veren toprak için biz neden can alırız ?
Keşke bunu bir açıklığa kavuşturup, toprağa yaraşır evlatlar olabilsek.
Oysa ne de güzel söylenmiş vakti ile “ Kapansın el kapıları yok edin insanı insana kırdıranı.”
Tatar çölü bekleyişin ve umudu kaybetmemenin de bir simgesi olmuş. Fakat her bekleyişin sonu güzel olmayabilir, beklenen beklendiği anda gelmeyince değeri yitirilirmiş.
Gerekli cesareti doğru zamanda gösteremezsek
Zalim zamanın bizi nasıl elinde eritip, fark ettirmeden yaşatacağını Dino buzzati ustalık ile aktarmıştır.
Yakın gördüklerimiz heveslerimizin kurdu da olabilirmiş. Doğru olanda zaten en çok kendimize güvenmek değil midir? Pek tabi öyledir.
Bütün beklentilerimiz,hüzünlerimiz,sevincimiz bir gün değerini yitirmeyecek midir? Tabiki yitirecektir.