Nevrozun, hayal gücü dışında başka hiç bir nedeni yoksa , yine de, hastalığın varlığı bir gerçektir. Eğer birisi, benim kendisinin baş düşmanı olduğumu sanıyorsa ve beni öldürmüşse, ben salt bir hayal gücü yüzünden ölmüş olurum. Hayaller vardır ve fiziksel koşullar kadar gerçek ve onlar kadar zararlı ve tehlikeli olabilirler. Hatta şuna inanıyorum ki, psişik tehlikeler, salgın hastalıklardan veya depremlerden daha tehlikelidir. Ortaçağdaki veba ya da çiçek salgınları bile, 1914 yılındaki belirli fikir ayrılıklarının ya da Rusya’daki bazı politik görüşlerin neden olduğu kadar kadar çok insanın ölümüne yol açmamıştır.
O vardır, fakat fiziksel bir biçimi yoktur. Varolmanın sadece fiziksel bir biçimde olabileceği varsayımı, neredeyse gülünç bir önyargıdır. Aslına bakılırsa, yakından bildiğimiz tek varoluş biçimi, psişiktir. Tam tersine şunu da söyleyebiliriz : fiziksel varoluş sadece çıkarsamadır (inference), çünkü ancak duyularımızın bize ilettiği psişik imgeleri (imajları) algıladığımız sürece madde hakkında bilgi sahibi olabiliriz.
Peki ama psike nedir? Maddeci bir önyargıya göre, psike, beyindeki organik süreçlerin fenomenler üstü bir yan ürünüdür sadece. Her psişik rahatsızlığın kökeni, organik veya fiziksel olmak zorundadır ve eğer tanı koyulamıyorsa bu durum, sadece tanı araçlarımızın yetersizliğinin bir sonucudur. Psike ile beyin arasındaki reddedilemez ilişki, maddeci bakış açısını belirli şekilde güçlendirmekte, ama yeterince sağlam kılmamaktadır. Bir nevroz vakasında, beynin organik süreçlerinde gerçek bir rahatsızlık olup olmadığını bilmiyoruz; eğer salgılara bağlı sorunlar varsa, bu sorunların nevrozun bir sonucu değil nedeni olduğunu söylememiz olanaksızdır.
Her nevroz (sinirce) bireyin en özel hayatıyla ilgili olduğu için, tedavi sırasında bir hasta kendini marazi (hastalıklı) duruma sokan ilk koşulları ve komplikasyonları tümüyle anlatırken hep bazı tereddütler yaşanacaktır. Peki, hasta niçin serbestçe konuşamaz? Niçin korkak, çekingen ve aşırı titiz davranır? Bunun nedeni, bireyin, kamuoyu veya saygınlık veya şöhret denilen burumların önemli elemanlarını oluşturan bazı dışsal faktörlere “dikkatle uymakta” oluşudur. Hasta artık doktoruna güvense ve ondan çekinmese bile, sanki kendi bilincine varmak tehlikeli bir şeymiş gibi, belirli şeyleri kendi kendine kabul etmek istemeyecek, hatta bundan korkacaktır. İnsanlar genellikle kendilerine ezici gelen, kendilerini aşan şeylerden korkar. Fakat bir insanda, kendinden daha güçlü olan bir şey var mıdır?