Sonradan öldürmek zorunda kalacağım bir kelebeğin kozasından çıkmasını seyrettiğimdekine benzer bir duyguya kapılmıştım. Yani güzellik her zaman altüst eder; ne yapmak istediğini, ne yapması gerektiğini karıştırır insan.
"Hatta onları kıskanıyorum bile; çünkü kimden ve nasıl intikam alacaklarını biliyorlar. Oysa ben güçsüzüm."
Bazı kadınlar vardır, en çok istedikleri şeyden korkarlar.
Bazı kadınlar öyledir ki, kendi mutluluklarını mahveder ve hüzünlerini bizzat kendi elleriyle örerler. Sarah böyle bir kadındı. Ve kitabı okurken belki de pekçok kişinin düştüğü yanılgının aksine bu kadının belki de hayattaki en büyük hayali ve arzusu yalnızlıktan kurtulmaktı. Bunu Charles'a içini döktüğü günki laflarına ve aylardır zihnimde canlanıp duran sahnelerden eleyip ayıkladığım çıkarımlara güvenerek söylüyorum. Çünkü kitabı okuyup bitirdikten sonra, şöyle bir sakince oturup düşündüğüm zaman bazı parçalar adeta gözlerimin önünde birleşmiş ve sonunda Sarah'ın aslında safi bir ruh hastası ya da melankolik değil, yalnızlıktan ruhu deforme olacak kadar bu işkenceye mağruz kalmış bir mağdur olduğunu gördüm. İşte bu yüzden Sarah, kendinin de dediği gibi hayatta onu anlayabilecek tek kişiyi, saf Charles'ını kendi elleriyle reddetti.
Sarah yalnızlıktan kurtulmak istese bile yalnızlıktan aldığı yaralar yüzünden ruhu enkaza dönüşmüş biriydi. Tabiatı artık o istemediği şey olmuştu, tersine bürünemezdi. İşte bu yüzden biricik aşkı arkasına bakmadan giderken Sarah, bahçedeki mutlu anne çocuğa bakıp sessizce ağladı. Bu Sarah hakkındaki gerçeği bize son kez sezdirmeye çalışan belirtiydi.
Bazı kadınlar yıllarca süren korkunç bir yalnızlığın kurbanıdır, hayatta onları kurtarabilecek en büyük fırsat karşılarına çıkmış olsa bile Sarah'ların yaralı ruhları, yalnızlıkla sakatlanmış doğaları bu fırsatı reddeder. Sarah'ın da dediği gibi, Charles onun hayal bile edemeyeceği kadar güzel bir fırsattı. Ama sonra cümlelerin sonuna "ama"lar eklendi ve Sarah bile kendi boğazındaki düğümün sebebini bulamadı, Sarah bile
Yani hizmetçilerin ve uşakların o nefret uyandıran suçlarını bile kimseye şikayet etmemiş olmam, insanlara dair inancımı yitirdiğimden ya da dini bütünlüğümden değil, insanların bana karşı inanç kabuklarını sımsıkı kapatmalarındandı.
Öyle ya da böyle bir insan gülüşü değil bu: Bir özden tamamen yoksun; sadece "kanın ağırlığından" yahur "insan yaşamının katılığından" müteşekkil bir gülüş diyebiliriz - hatta bir kuşun ağırlığı bile gok. Boş bir sayfa o, tüy kadar hafif, ama yine de bir gülüş. Öyle ki baştan sona insan yapımı bir nesne hissi uyandırıyor.