yazgı koynunda aksi müphem ölüm saati kimin varsa yok ecel gelince vakti. sen söyle şarkını ben dinlerim şanını. bitmeden vakit bitirmeye bak en içten şarkını.
Günün kelimesi
Ağır ağır yürüyordum. Etrafımda ipe dizili çamaşırlar gibi müphem dalgalanışlar. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mabel Matiz - Boyalı da Saçların
Her müphem bir fırtına olur, kalır izi Göremediğin gözyaşımı Silemedim gömleğine Ya bu sitemi kollarına al Yanayım ya ben derdime
Müzik
BİLİNEN ARANIR!..
(...) Bilgi hem düşünce faaliyetinin ürünü, hem de düşünce faaliyeti için gerekli olandır. Düşünme bilgiyle mümkün olur; bilgi de düşünme faaliyetiyle elde edilir. Buradan “hangisi önce?” sorusu doğar. Eğer bilinene ait bilgi baştan yoksa, ona yönelen faaliyet mümkün olmaz. Eğer faaliyet olmadan bilgiye varılabiliyorsa, zaten varma faaliyeti gereksiz olur. Bu ikilem, “bilinenin aranması” hükmünde çözülür. Madem biliniyor, niçin aranıyor? Madem bilinmiyor, nasıl aranıyor? İnsan tamamen bilmediği şeyi arayamaz; çünkü bulduğunda onun aradığı şey olduğunu tanıyamaz. Fakat tamamen bildiği şeyi de aramaz; çünkü arayışın mânâsı kalmaz. Demek ki aranan şey, bir bakıma bilinendir; fakat henüz gerçekleşmemiş, açılmamış, dışlaşmamış, keşfedilmemiş hâliyle bilinendir. Ruh, kendinde taşıdığı imkânı oluş içinde arar. Bulunan, gerçekleşmeden önce mümkün olarak vardır. Oluş, bu mümkün olanın hâl içinde gerçekleşmesidir. Salih Mirzabeyoğlu, bilenin mahiyetini duygu, düşünce ve iradî faaliyet terkibi içinde ele alırken, bilginin de bu üç faaliyetle kuşatılmış ve zaptedilmiş olan olduğunu söyler. Bilgi, dıştan içe gelen bir resim değil, iç ve dış arasında irâde tarafından açılan bir faaliyet sahasıdır. İnsan, dış dünyayı bilirken bile kendini açar. İnsan aradığını tamamen bilseydi aramazdı; hiçbir şekilde bilmese bulduğunu tanıyamazdı. O hâlde arayış, mutlak bilgisizlikten bilgiye sıçrama değil, kendinde saklı olanın faaliyetle açılmasıdır. __“Kendinde bilgi”nin faaliyete geçmesiyle bilgi iki istikamette açılır: insanın kendi mahiyetine doğru ve kendi dışındaki eşya ve hâdiselere doğru. Birincisi “kendi için bilgi”, ikincisi “kendi dışında bilgi”dir. Kendi için bilgi, insanın kendisini, kendi hâllerini, kendi iç oluşunu, kendi şuurunu mevzu edinmesidir. Bilgi, kendinde imkân olarak
Epistemoloji
BİLGİ BİLİNMEZDEN DEVŞİRİLİR...
(...) Bir şeyi hiçbir şekilde bilmiyorsam arayamam ama tamamen biliyorsam da aramam. Demek ki aranan şey hem bilinen hem bilinmeyendir. Bilgi bilinmezden devşirilir ve bilinmezin olmadığı yerde bilgi olmaz. Eğer hiçbir sır, hiçbir meçhul, hiçbir açılacak derinlik olmasaydı bilgi de olmazdı. Bir şeyi öğrendiğimizde, onu tamamen kuşatmış olmayız; aksine yeni bir bilinmezlik ufku açılır. Bu yüzden bilgi ilerledikçe sır bitmez; sır daha derin bir şekilde idrâk edilir. Bu, bilginin bizzat mahiyetine dair bir ölçüdür. Meselâ pozitivizm bu noktada bilinmezi ortadan kaldırmak ister. Bunun için “bilgi bilinmezden devşirilir” sözü pozitivizmin “bilinmeyenler zamanla bilinir” anlayışının tersidir. İBDA için bilinmezlik, bilginin imkân şartıdır. İnsanın karşısında hiçbir bilinmez kalmasa, bilginin mevzuu da kalmaz. Bu yüzden İBDA, “bilinmezin olmadığı yerde bilgi olmaz” derken bilinmezi bilginin karşıtı değil, sebebi ve gayesi olarak görür. İnsan bir nesneyi bilirken yalnız nesneyi bilmez; onu bilen, mevzu hâline getiren, seçen, hükme bağlayan kendi “ben” sırrıyla da karşılaşır. “Ben” olmadan bilgi yoktur; fakat bizzat “ben” sırdır. İnsan ruhu hem malûm hem meçhûldür; bildiği her şeyde kendi “ben” sırrına temas eder; fakat o ben de her bulunanın ötesinde yeniden bilinmez olarak kalır. Bilinen tarafı, ruhta imkân, istidat, iz, ölçü ve bildirilmiş hakikat olarak vardır; bilinmeyen tarafı, oluş içinde açılacak ve gerçekleşecek tarafıdır. Bu, bilginin yalnız dış nesneden değil, bilenin kendi bilinmezliğinden de devşirildiğini gösterir. **Aranan şey büsbütün bilinmez olsaydı bulununca tanınamazdı; tamamen bilinen olsaydı aranmazdı. Demek ki aranan, bilinenin içinde saklı bilinmeyendir. “Bilen”in “bilinen”den devşirdiği bilginin ötesi imkân ve ihtimaldir, yani
Epistemoloji
Mevsimidir Müphem bir meltem Yoklar dal uçlarını Gizlice ürperir yaseminler Körfezde deniz dalgın Bilinmez hangi aşktan arta kalmış Vahim bir yalnızlığı dinler. Attila İlhan
Şiir