İnsanları yaşayışa bağlayan kökler, çevre ile ilişkileridir. Çevresiyle ilişkileri önemsemeyen, çevresinden kopan kişi, kendisini yaşayışa bağlayan kökleri, yaşayış (hayat) iksirinden mahrum bırakır. 12
Sonsuza dek geçerliliğini yitirmeyecek bir kanun, sadece üç sözcükle anlatılır: "Zehiri miktar doğurur." (Dosis facit venemum) 18
Kentler toplumların "yüzü"dür. Yüzümüzün kirini, hiç olmazsa gelecek yüzyıllar için, temizlemeye çalışmak zorundayız. 19
"Kir"in bilimsel tanımı şöyledir: "Kir, yanlış yerde bulunan malzemedir." 25
"Yaşayışın ne olduğunu anlamamış olanlar, ölümü marifetli bir erdem haline getirmek zorundadırlar." diyor bir düşünme ustası, G. B. Shaw. 28
ve suçlu olduğumuzu
ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını
ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu
ve bunun bize yettiğini
çoktan biliyoruz. (H. M. Enzensberger)
diyordu şair ve çoğumuzu iyi anlatıyordu. 28
Bir ülkede karanlıkları yırtmak, gerçekleri görmek ve kötülükleri haykırmak durumunda olan vatandaşların sessizliğinden daha kötüsü, yetişkin insan kitlelerinin, üniversitelerin, yazarların, sanatçıların, düşünce insanlarının sessizliğidir. 32
Benzemezliklerine karşın biraraya gelişlerinde tat olan karışımın adı bizde aşuredir. Gerçekten de nohutla kuru incirin nasıl biraraya geldiğinin mantığı çözülemez. Ama yine de tıpkı aşure gibi biraraya gelişlerinden tat çıkan insan karışımları ve onların mekanı olan şehirler vardır.
Ancak aşurenin tadını veren, onu ısıtan ateştir. İnsan topluluklarının biraraya gelişlerinde kaynaşmayı yaratacak olan ateşin adı ise kültür olarak anılır. Kültür ateşinin pişirmediği insan topluluklarının yazgısı, süresiz olarak salata kademesinde kalmaktır. 35-36
Yahya Kemal, "Deniz Türküsü" şiirinde şöyle anlatıyor:
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde