Sadakat gösterenlerin kınanmayı hak ettikleri düşünülüyor. Dobra dobra konuşanların zekâsından şüphe ediliyor. Bütün bu karakter zaaflarının tezahürünün bir başka alandaki kazançla telâfi edildiğinin bir işaretini de göremiyoruz.
Daha da korkuncu, hepimizin içinde bu adamlardan vardı. Ne zaman, haklı itirazımızı yapmaktan geri dursak, ne zaman mezalimi görmemek ișimize gelse, ne zaman "Âlemin enayisi ben miyim?" diye düşünsek, ne zaman ilerideki mühim ve büyük iyiliklerimiz adına hemen önümüzde duran önemsiz ve ufak tefek kötülüklere rıza göstersek hepimiz bu adamlardan oluveriyorduk. Ne yapıp yapıp bu adamlarla savaşılmalıydı. Bu adamların yapabilirlik alanı daraltılmalıydı. Bu adamların borusu bu kadar çok ötmemeliydi.
Düşünmek adlandırmakla, adları öğrenmekle başlar. Adların yardımıyla kavramlara sahip oluruz. Kavramlarımızı düșüncemizi ilerletmede, bilgimizi artırmada ve açıklamalar getirerek meselelerimizi çözmede birer âlet, birer cihaz olarak kullanırız. Böylece belli tasavvurlara ulaşırız. Musavver dünyamız, gerçek dünyamızı anlaşılır kılmada bizim en büyük ve vazgeçilmez kazancımız sayılır. Adları bilmeseydik kavramları kullanamasaydık tasavvurlar elde edemeseydik insan olamayacak, yeryüzündeki yaratıkların en șereflisi olma vasfını edinemeyecektik. Bizi kurtuluşa götüren düșüncemiz ve düşünmemizi mümkün kılan adlandırmalar, kavram ve tasavvurlar eğer yerli yerinde olmazlarsa bizim mahvımıza da sebep teşkil edebilirler. Yani bizi düşünemez, çarpık düşünceli veya düşüncenin ne olduğunu tanımayacak kadar kemikleşmiş kılabilirler. Gözümüzü açsın diye kullandığımız dil, gerçeklerin üzerini örtüp onları bize göstermez hale gelebilir.