Esra GÜZEL

Esra GÜZEL
@murphes
5 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı

Esra GÜZEL

, bir kitap okudu
Puan vermedi·1025 syf.··
2026 8. kitabı
Fyodor Dostoyevski
9/10 · 45,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Karamazov kardeşler üzerine
Puan vermedi·1025 syf.··
2026 8. kitabı
Karamazov Kardeşler Karamazov kardeşler aile trajedisini işleyen bir tanrıyla hesaplaşma romanıdır. Büyük sorular sorarak bizi inanç krizine çekiyor. Her karakter bir fikir taşıyıcısı; dimitri sergüzeştlik, ivan sorgulayıcılık, aleksey inançlılık timsali. Felsefi açıdan da dimitri düalist (meryem ve sodom), ivan materyalist, alyoşa platon idealisti. Üçlü sistem bizi baba-oğul-kutsal ruha da götürüyor. Her detayında felsefi metinler ve bilinçdışı tasvirler bulduğumuz çok katmanlı bi roman. Bölümlerine baktığımızda büyük engizisyoncu bölümünde Dostoyevskinin kiliseye bağırmak istediklerini Ivan aracılığıyla dillendirdiğini, Şeytan bölümünde ise tanrının şeytanla savaşında dövüş meydanı olarak Ivan’ın kalbini seçtiğini görüyoruz. Şahsi olarak okumaktan keyif aldığım yerlerden biri de Fyodor pavloviç’in kilisedeki patavatsız haliydi. Bence Karamazovluk kavramı biraz da patavatsızlık demek. Aynı zamanda da içinde taşkınlık ve şehvet barındırırken teslim olmayı da isteyen bir inanç arasındaki çekişki demek. Karakter derinliğiyle, kurgu kalitesiyle, çelişkileriyle ve sorgularıyla çok keyif aldığım bir okuma oldu.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
Yalnızlık ve bireyselleşme üzerine
Dünyayı dönüştürmek, onu yeniden yaratmak için insanların psikolojik başka bir yola girmesi gerekir. Herkes fiilen herkesin kardeşi durumuna gelmeden, kardeşlik denen şey yer almayacaktır. Hiçbir bilimsel yaklaşım, hiçbir ortak çıkar, insanlar, malını mülkünü, ayrıcalıklarını herkesle paylaşmadan, bunu başaramaz. Herkes kendine düşen payı küçük buluyor, beğenmiyor, gözü komşusununkinde, durmadan yakınıyor, herkes birbirine saldırıyor, bu durumda nasıl olur ki? Ne zaman olacak diye soruyorsunuz, her şeyden önce bir yalnızlaşma aşamasından geçilmesi gerekiyor.” “Yalnızlaşmadan kastınız ne?” “Yaygın bir yalnızlaşmadan söz ediyorum, özellikle de çağımızdaki yalnızlaşmadan; henüz tam oluşmuş bir yalnızlık değil aslında, henüz dibe vurmadı. Herkes kendi kimliğini elinden geldiğince ayrı tutma çabasında, yaşamın en büyük payını kendine ayırıyor; gelgelelim bu konudaki bütün çabaları kendi kendini yok etmeye yönelik, kendi kendini gerçekleştireceğine, salt yalnızlığa gömülüyor. Çağımızda bütün insanlık birimlere ayrıldı, hepsi birbirinden uzakta, kendi kovuğu içine çekilmiş; herkes yanındakinden uzak durma çabasında, nesi var nesi yoksa saklayıp gizliyor; başkaları onu, o başkalarını kapı dışarı etmeye çalışıyor. Mal mülk biriktiriyor, ‘Nasıl da güçlü kuvvetliyim şimdi, var mı bana yan bakan?’ der gibi, kapıldığı bu cinnetin farkında değil, ne kadar yığacak olursa mal mülk, o kadar kendi kendini yok eden bir acz içine düşüyor da haberi yok. Sadece kendine güvenir durumda, başkalarından yardım istemeye niyeti yok, ne insanlara ne de insanlığa güveni var; paramı, kendi alın terimle elde ettiğim ayrıcalıkları ya yitirirsem, diye içi titriyor korkudan. Günümüzde insanlar alay ede ede anlayamaz oldular, gerçek güvenin birbirinden ayrı bireysel çabalarda değil, toplumsal
Smerdiyakov gözünden Ivan
“Almasına alacağım elbette. Ama bu para için cinayet işlediğine göre, neden benim almamı istiyorsun?” dedi İvan hayretle. “İstemiyorum,” dedi Smerdiyakov sözcükleri heceleyerek titrek sesiyle, elleriyle paraları geri itermiş gibi bir hareketle. “Bu parayla Moskova’da, hatta belki de daha iyisi Avrupa’da, yeni bir hayata başlayacağımı hayal etmiştim. Etmiştim; öyle ya ‘her şey mübahtı.’ Bana dediğiniz şeyde haklıydınız, bu konuda epey şey söylemiştiniz bana. Sonsuz bir Tanrı yoksa eğer, erdem diye de bir şey yoktu falan filan. Haklıydınız. Bu gözle baktım olan bitenlere.” “Bu sonuca kendi başına mı vardın?” diye sordu İvan buruk bir gülümsemeyle. “Sizin rehberliğinizde.” “Şimdi Tanrı’ya inanıyor musun, parayı geri verdiğine göre?” “Hayır, inanmıyorum,” diye fısıldadı Smerdiyakov. “İnanmıyorsan, neden geri vermeye kalkıyorsun o halde?” “Boş verin… Yeter!..” dedi Smerdiyakov, eliyle ‘Amaan sen de’ der gibi bir hareket yaptı. “Siz değil miydiniz ‘Her şey mübah’ diyen; şimdi neden bu kuşku? Üstelik kendi aleyhinize tanıklık yapmak istediğinizi söylemişken… hoş, bunu yapacak değilsiniz ya. Tanıklık etmek…” “Görürsün,” dedi İvan. “Mümkün değil. Akıllı birisiniz. Parayı sevdiğinizi de biliyorum. Herkesten size saygılı davranmasını da bekliyorsunuz; gururlusunuz; kadın güzelliği karşısında boynunuz kıldan ince; amacınız kimseye bağlı olmadan rahat bir hayat sürmek. Utanç içinde yaşamayı nasıl düşünebilirsiniz? Siz de aslında Fiyodor Pavloviç’e benziyorsunuz, oğulları arasında en çok babasına benzeyen sizsiniz; onun ruhu size girmiş.” “Hiç de aptal değilsin bakıyorum da!” dedi İvan hayret içinde. Yanaklarına kan hücum etmişti. “Bayağı ciddi konuşuyorsun!” dedi, bambaşka bir ifadeyle Smerdiyakov’a bakarak. “Sizin gururunuzdu beni küçümseyen. Alın parayı.”
Varoluş sevinci üzerine (dimitri)
Acı çekmek ne ki? Acıdan korkum yok benim, tahminim ötesinde dahi olsa. Şimdi korkmuyorum artık. Eskiden korkardım, artık korkmuyorum. Biliyor musun, duruşmada belki de ağzımı açmayacağım… Şimdi büyük bir güç var sanki içimde, öyle ki, şimdi sanki her şeye karşı durabilirim gibime geliyor, sırf ‘Varım!’ diyebilmek, durmadan o sözcüğü tekrarlayabilmem için. İşkencelerin biri bin para olsa da, varım. Cendereye koysalar da beni, varım. Yapayalnız kalsam da, varım. Güneşi görüyorum ya, yeter benim için, görmesem bile onun orada olduğunu biliyorum ya, yeter bana. Orada olduğunu bilmem bütün bir hayatın varlığını bilmeme yeter. Alyoşa, meleğim, bütün bu felsefeler sonum olacak benim. Topunun canı cehenneme.” Mitya, yargılanmayı beklerken ilk kez hayatın kendisini derinden hissetmeye başlıyor. Özgürlüğünü, geleceğini ve sevdiği insanları kaybetme ihtimali onu korkutsa da, tam bu noktada “sadece var olmanın” bile büyük bir şey olduğunu fark ediyor. “Varım!” diyebilmek ona güç veriyor. Dostoyevski burada acının insanı dönüştürebileceği fikrini gösteriyor. Mitya artık eski taşkın ve düşüncesiz haliyle yaşamıyor; acı sayesinde daha derin düşünmeye başlıyor. Tanrı, iyilik, suç ve yaşamın anlamı üzerine kafa yoruyor. Babasını öldürmemiş olsa bile içten içe kendini tamamen masum görmüyor; bu yüzden çekilecek acıyı bir çeşit arınma gibi kabul ediyor. Yani Mitya’nın yaşadığı şey: * korkunun içinde yaşam sevgisini keşfetmek, * acıyla olgunlaşmak, * “hayat yine de güzel” diyebilmek, * ruhsal bir yeniden doğuş yaşamaktır.