Çavdar Tarlasında Çocuklar
Çavdar tarlasında çocukları okudum ve çok beğendim. Holden’ın hissettiği yalnızlığı yaşıyorum. “En azından biri sizi dinliyordu. Biri sizi dinliyorsa durum o kadar da kötü sayılmaz.” lafında kendimi buldum. Holden’ın duygularını kelimelerle anlatamam çünkü duyguları ifade edebilmekle aram iyi değil ama hissettiklerini tanıyorum. Fahişe kadına dokunamaması, ölen kardeşinin eldivenleri, tek mutlu olduğu anlarda güçsüz insanların kendini savunuyor olması, en sonda kardeşinin salıncaktaki heyecanıyla mutlu olması. Beni çok etkiledi.
Holden aslında başından beri kardeşinin kaybıyla yaşayan bir karakter. Bu acıyı hiçbir zaman doğrudan ifade edemiyor; onun yerine kabalıkla, alayla, öfkeyle ve kaçışla baş etmeye çalışıyor. Hatta bu kaybı çok sonralarda alelade bir diyalogdan öğreniyoruz.
Holden’ı 2 farklı açıdan ele almak istiyorum:
1-sevgiyi korumak ve kontrol etmek sanması
2- yetişkinlik dünyasından kaçmak istemesi
Bazı anlarda bahsettiğim sert kabuğu çatlıyor. Güçsüz insanların kendini savunduğu anlardan etkileniyor. Bunu kendi kırılganlığını koruma çabası olarak görüyorum. Holden’da aslında hep bir koruma içgüdüsü var. Çocukları uçurumdan korumak istiyor, hoşlandığı kız olan Jane’i korumak istiyor.
Kitabın en sonunda da atlı karıncadaki kardeşinin altın halkaya uzanırken düşmesinden korumak isterken düşme ihtimalini ilk defa kabul ediyor ve Holden burda ilk kez bırakmayı öğreniyor.
Tüm kitap boyunca herkesi, özellikle de çocukları “uçurumdan korumak” isteyen biri olarak, sevgiyi kontrol etmeyi bırakıyor ve belki de hayatındaki tek gerçek mutluluğu o an yaşıyor.
2- Yetişkinlikten Kaçışı
Yetişkinlik dünyasından sürekli olarak iğreniyor; sahte insanlardan, yapmacık konuşmalardan. Bu kısımda güçsüz insanları koruma isteği çocukluk