Othello’nun aklı, havsalası almıyordu ihanet denen şeyi — sorun, ihanet edeni bağışlayabilip bağışlayamama sorunu değildi; ihanet fikrine katlanamıyordu sadece — ruhu tıpkı bir bebeğinki gibi her türlü kötülükten arınmış, masum bir ruhtu. Gerçekten kıskanç adaminki böyle mi olurdu? Bazı kıskanç tiplerin nelere başvurabileceğini, birçok şeyi görmezlikten geleceğini hayal etmek güçtür. Kıskanç, en kolay bağışlayanlardandır aslında, bütün kadınlar bilir bunu. Kıskanç adamın kıskançlığı uzun sürmez (doğal olarak, birtakım büyük patırtı ve gürültülerden sonra); ihaneti bağışlayacağını neredeyse kanıtlarla kanıtlamıştır, gözleriyle gördüğü öpüşmeler, sarılmalar, falan… Eğer “bir daha böyle bir şeyin” olmayacağına kanaat getirdiyse, rakibi o günden tezi yok ortadan yok olur da, dünyanın öteki ucuna gidecek olursa, ya da kadınını, ona ulaşamayacağı bir yere kendi götürebilirse, iş tamam demektir. Ne var ki, uzlaşmaları bir saat sürer ya da sürmez; nöbet yeniden nüksedecektir. Rakip, ertesi gün ortadan kaybolsa bile, kıskanç adam nasıl olsa kıskanacak başka birini bulacaktır. İnsan şaşıp kalıyor, bu denli gözetim altında, bu denli bekçilik gerektiren bir aşktan hayır mı gelir diye. Gelgelelim, kıskanç bunu düşünemez. Oysa kıskançlar arasında nice soylu yürekler de vardır. İşin ilginç yanı, bu soylu yürekli kişiler, dolaplara saklanan, kapıları dinleyen, casusluklara başvuran insanlar, ‘yürekleri soylu olmasına soyludur ya’ gene de inmiş oldukları utanç verici aşağılıklarda vicdanları sızlamaz.