Esra GÜZEL

Esra GÜZEL
@murphes
5 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Kıskançlık üzerine (dimitri-gruşenka)
Othello’nun aklı, havsalası almıyordu ihanet denen şeyi — sorun, ihanet edeni bağışlayabilip bağışlayamama sorunu değildi; ihanet fikrine katlanamıyordu sadece — ruhu tıpkı bir bebeğinki gibi her türlü kötülükten arınmış, masum bir ruhtu. Gerçekten kıskanç adaminki böyle mi olurdu? Bazı kıskanç tiplerin nelere başvurabileceğini, birçok şeyi görmezlikten geleceğini hayal etmek güçtür. Kıskanç, en kolay bağışlayanlardandır aslında, bütün kadınlar bilir bunu. Kıskanç adamın kıskançlığı uzun sürmez (doğal olarak, birtakım büyük patırtı ve gürültülerden sonra); ihaneti bağışlayacağını neredeyse kanıtlarla kanıtlamıştır, gözleriyle gördüğü öpüşmeler, sarılmalar, falan… Eğer “bir daha böyle bir şeyin” olmayacağına kanaat getirdiyse, rakibi o günden tezi yok ortadan yok olur da, dünyanın öteki ucuna gidecek olursa, ya da kadınını, ona ulaşamayacağı bir yere kendi götürebilirse, iş tamam demektir. Ne var ki, uzlaşmaları bir saat sürer ya da sürmez; nöbet yeniden nüksedecektir. Rakip, ertesi gün ortadan kaybolsa bile, kıskanç adam nasıl olsa kıskanacak başka birini bulacaktır. İnsan şaşıp kalıyor, bu denli gözetim altında, bu denli bekçilik gerektiren bir aşktan hayır mı gelir diye. Gelgelelim, kıskanç bunu düşünemez. Oysa kıskançlar arasında nice soylu yürekler de vardır. İşin ilginç yanı, bu soylu yürekli kişiler, dolaplara saklanan, kapıları dinleyen, casusluklara başvuran insanlar, ‘yürekleri soylu olmasına soyludur ya’ gene de inmiş oldukları utanç verici aşağılıklarda vicdanları sızlamaz.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Büyük Engizisyoncu
“İnsan özgür kaldığı sürece, tapacağı birini arayacaktır, ondan daha büyük, daha sonsuz bir özlem yoktur onun için. Ancak, insan bütün insanlarla hep bir arada, aynı anda kuşku götürmez birine tapmasını ister. Çünkü bu zavallı yaratıkların esas kaygısı sadece tapacağı şeyi arayıp bulmaktan çok, herkesin inanacağı ve tapacağı bir şeyi bulmaktır; esas olan şey, biraradalıktır. Cemaat halindeki bir tapınma özlemi, ta yaratmanın başlangıcından beri hem birey olarak her bir insanın hem de bütün insanlığın toplu olarak baş derdi. Birlikte tapınalım diye kılıçla birbirlerini öldürdüler. Kendilerine tanrılar yarattılar, birbirlerine meydan okudular. ‘Gel sen tanrılarından vazgeç, bizimkilere tap, yoksa seni de, tanrılarını da kılıçtan geçiririz!’ Tanrılar yeryüzünden kayboluncaya kadar bu böyle sürüp gidecek, dünyanın sonuna kadar gene de önünde secde edecekleri putlar eksik olmayacaktır. Bilmiyordun değildi elbet, başka türlü olması beklenemezdi insan yaratılışının bu temel gizinin, ama tüm insanların, yalnızca Senin — yeryüzü ekmeği bayrağının — karşısında boyun eğmesini sağlamak için, Sana sunulan tek şaşmaz bayrağı geri çevirdin; özgürlük ve semavî ekmek uğruna yaptın bunu. Daha ne yaptın, biliyor musun? Gene hep özgürlük uğruna, kara yazgılı yaratığın dünyaya gelirken sahip olduğu o özgürlük nimetini hemen birine devretmeye hazır olmaktan daha büyük kaygısı olmayan bir yaratıktır insan, ancak, onun vicdanını yatıştıracak biri onun özgürlüğünü devralabilir. Ekmek Sana sunulduğunda yenilmez bir bayraktı o; ekmeği verdin mi insana, Sana tapacaktı, ekmekten daha kesin ne vardı ki? Ama biri tutar da onun vicdanını ele geçirecek olursa — işte o zaman Senin ekmeğini bir kenara ittiği gibi, vicdanını kim kapana düşürdüyse onun peşinden gider. O bakımdan haklıydın, çünkü insan
Ivanın gözünden katerina ivanovna (veda)
Dimitri ile ilk karşılaştığı andan itibaren, ondan yediği hakaretlerin acısını benden çıkardı. Dahası, o ilk karşılaşmaları bile ona göre kendine yönelik bir hakaret. Öyle bir yürek var ki onda, bana onu ne kadar sevdiğini söyleyip duruyordan. Gidiyorum; ama inanın Katerina İvanovna, yalan değil bu, siz onu gerçekten seviyorsunuz! Üstelik size hakaret ettiği çapta da artıyor sevginiz, bu da sizin kendi kendinize uyguladığınız bir tür işkence. Onu olduğu gibi seviyorsunuz; size hakaret ettiği için seviyorsunuz. Islah olduğu gün, sevmeyi bırakırsınız onu. Kendi kahramansı bağlılığınızı büyük bir hazla seyrediyor, onu sadakatsizlikle suçluyorsunuz. Bütün bunlar, kibrinizden ileri geliyor. Alçalmalar, kendi kendinize eziyetler… hep o kibirden! Ben çok gencim ve sizi çok sevdim. Biliyorum, söylememem gerekirdi bunu, sadece basıp gitmem daha edepli bir davranış olurdu, sizi de kırmış olmazdım. Neyse, şimdi gidiyorum artık, uzaklara gidiyorum, bir daha da dönmeyeceğim. Her şeyi söyledim işte… Elveda Katerina İvanovna; bana kızmazsınız, çünkü ben sizden yüz kez daha cezalandırılmış bulunuyorum, sırf sizi bir daha görmeyecek olmam bir ceza! Hoşçakalın! Hayır, el sıkmayacağım. Bile bile çok azap çektirdiniz bana, şu anda sizi bağışlayacak havada değilim!”
Sayfa 202·Kitabı okudu
Alyoşanın taraf belirlemeye çalışması
“‘Sürüngenler birbirini varsın yesin yutsun’, demişti İvan öfke içinde, babasıyla Dimitri kapıştığında. Demek ki, İvan Dimitri’yi sürüngen gibi görüyordu, belki nicedir böyle görüyordu onu. Bu izlenim onda Katerina İvanovna’yı tanıdıktan sonra mı oluşmuştu acaba? Bu söz, dün İvan’ın ağzından istemeden kaçmıştı elbette, ama bu, durumu daha da ciddi yapıyordu. Düşünceleri böyle idiyse eğer iş daha da ciddi demekti, sulh ve sükûn söz konusu olamazdı artık. Tersine, aile içinde nefret ve düşmanlık için yeni nedenlerden söz edilemez miydi? Alyoşa’nın hangi tarafı tutması gerekecekti şimdi? Her iki taraf için de ne gibi dilekleri olabilirdi? İkisini de seviyordu ama bu çatışan çıkarlar karşısında hangi taraf için ne isteyebilirdi? Bu çıkmaz içinde yolunu şaşırabilirdi, oysa Alyoşa belirsizlik içinde yaşayamazdı; onun sevgisi etkin bir sevgiydi. Edilgen bir sevgi ona göre değildi. Birini sevdi mi, hemen onun yardımına koşardı. Bu durumda amacının ne olması gerektiğini bilmeliydi; her iki taraf için de en iyi şey her neyse, onu bilmesi gerekti; böylece ikisine de yardımı dokunabilirdi. Gelgelelim, kesin bir amaç değil, belirsizlik ve şaşkınlık dört bir yandan sarıyordu çevresini. İnsanın yüreği için çalınıyordu, nedeni, nasılı, hâlâ bilmeceydi.”
Sayfa 196·Kitabı okudu
Ivanın şeytanı inkar edişi
F:Hey ya Rabbi, insan nelere katlanmadı ki; binlerce yıldır boşuna mı yatırım yaptı bir hülyaya? İnsanı alaya alan biri mi var yoksa? Hey, İvan! Son kez soruyorum, Tanrı var mı yok mu?” I: “Son kez söylüyorum, yok!” F: “Pekâlâ, insanlıkla kim alay ediyor, İvan?” I: “Şeytan olmalı,” dedi İvan gülümseyerek. F:“Ya şeytan? Şeytan var mı peki?” I:“Şeytan da yok!” F:“Yazık. Hepsinin canı cehenneme! Tanrı’yı ilk icat edeni bir elime geçirsem, ah! Darağacına çekmez miydim?” I:“Tanrı’yı icat etmeseler, uygarlık diye de bir şey olmazdı ki!”
Sayfa 140 - Ötüken yayınevi·Kitabı okudu