Günün Esması
🌹 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm 📖 حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 🕊 Okunuşu: Hasbünallâhu ve ni'me'l-vekîl 💫 Anlamı: "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir." 📚 Âl-i İmrân Sûresi, 173. âyet GÜNÜN ESMÂSI — el-Vekîl 🕋 Arapça: اَلْوَكِيلُ Okunuşu: Yâ Vekîl 📿 Anlamı: Kendisine işleri havâle eden kulunu boş çevirmeyen; tevekkül edenin yükünü omuzlayan, sebep göstermeden çözüm getiren, kifâyetini kuluna bizzat ihsân eden, dilediğini bir bakışta hâlleden, kulunun aczini kendi kudretiyle örten. ✨ Tasavvufî bâtını: Vekîl ismi, tasavvufun temel makâmlarından biri olan tevekkülün kaynağıdır. Tevekkül, kulun işini sahibine bırakması demektir; sebepleri terk etmek değil, sebebin ardındaki Müsebbib'i bilerek hareket etmektir. Hz. İbrâhim aleyhisselâm ateşe atılırken bu ismi anmış, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashâbı Uhud sonrası düşman üzerlerine yürürken bu ismi anmıştır; her ikisi de Vekîl'e tevekkül etmiş, Vekîl onları boş çevirmemiştir. İmâm Gazâlî kuddise sirruh, Vekîl ismini "kulunun işini deruhde eden, en güzel sûrette gören" olarak beyân eder. Sûfîler buyurmuştur: "Vekîl ismini gönülden tanıyan kul, vekâletini başkasına vermez; çünkü en kudretli vekîlin elinde olduğunu bilir." Asıl tevekkül, sebepleri kullanmayı bırakmak değil, sebeplerin neticesini Hakk'a bırakmaktır. Vekîl, sebebi de neticeyi de elinde tutandır. 🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar: Kalbine derin bir tevekkül hâli yerleşir; sebeplere kapılıp panik etmek hâli kaybolur. Yapacağı işin neticesi için endişelenmez; üzerine düşeni yapar, gerisini Vekîl'e havâle eder. Korkulu yolculuklarda, zorlu görüşmelerde, hesabını yapamadığı meselelerde "Hasbünallâhu ve ni'me'l-vekîl" deyince kalbi yatışır. İşleri kendi kuvvetiyle değil, Vekîl'in tedbîriyle yürüdüğünü
"Murâd idince Müsebbib bir kulunun kârın Yed-i teşebbüsünü cüst-ü-cû ider esbab" (Nabi) "Allah bir kulunun işinin olmasını murad ederse, sebepler o kulun gayretine koşar, onu arayip bulur."
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsan en çok, kalbini bağladığı bağların kopmasından korkarmış. Oysa her kopuş, gerçek Bağ'a bir davettir Gölgeden geçip güneşe sebepten geçip Müsebbib'e (sebepleri yaratana) ulaşmak gerek. Vakit, kalbi sahibine teslim etme vakti...
1000Kitap
Ol der, olur...
Murâd idince Müsebbib bir kulunun kârın, Yed-i teşebbüsünü cüst-ü-cû ider esbâb Müsebbibü’l-esbâb olan (sebepler icat eden) Allah bir kulunun işinin olmasını dilerse, Artık sebepler o adamın işe girişecek ellerini araştırmaya, sormaya başlar. Nabi Not: Tamamı için lütfen resme tıklayınız.
Edebiyat
Cenâb-ı Hakk’ın mâsivâsına, yani kâinata bakış; basit bir seyir değil, derin bir imtihandır. Zira bakmakla görmek aynı şey değildir. Göz her zaman görür; fakat hakikati ancak kalp idrak eder. İşte bu idrakin terazisi, mana-yı harfî ile mana-yı ismî arasındaki farkta saklıdır. Mana-yı harfîyle bakmak, varlığı kendisi için değil, kendisini var edeni göstermek için okumaktır. Kâinat bu bakışta sessiz bir yığın olmaktan çıkar; ilâhî bir hitaba dönüşür. Her zerre, “Ben O’ndan haber veriyorum” der. Güneş yalnızca ışık saçan bir küre değil, Rahmân’ın nuruna işaret eden bir aynadır. Toprak, tesadüflerin oyuncağı değil; dirilişi her baharda ilan eden kudret mühürlü bir sayfadır. Mana-yı harfî, eşyayı konuşturur; fakat kendini susturur. Çünkü burada merkez eşya değil, onu var eden iradedir. Mana-yı ismîyle bakmak ise kâinata kendi adına bakmaktır. Sebepleri asıl sanmak, neticeyi maddeye, hikmeti tesadüfe, sanatı kör kuvvetlere havale etmektir. Bu bakışta her şey vardır ama anlam yoktur. Sebepler büyür, Müsebbib unutulur. İnsanın aklı kalır ama kalbi yetimleşir. Mana-yı ismî, varlığı sahiplenir; fakat onu tanıyamaz. Çünkü kendini anlatmayan şey, kendi başına bırakıldığında susar. Esbaba bakmak elbette inkâr değildir; hata, hesabı esbapta bitirmektir. Sebep, bir perdedir; kudretin üzerini örtmek için değil, nazarı eğitmek için vardır. Tohum ağacı yapmaz, ateş yakmaz, ilaç şifa vermez. Bunlar yalnızca ilâhî fiillerin önüne konulmuş hikmetli vesilelerdir. Mana-yı harfîyle bakan, sebebi inkâr etmez ama ona ilahlık da yüklemez. Sebebi yerinde görür, hükmü Allah’a verir. İnsan, kâinata mana-yı harfîyle baktığında kul olur; mana-yı ismîyle baktığında ise farkında olmadan hükmeden kesilir. Kul olmak, küçülmek değil; hakikî büyüklüğe ermektir. Çünkü her şeyi kendi hesabına alan
"Vesile" ve "Asıl Kaynak" mes'elesi...
"Vesile" ve "Asıl Kaynak" hakikatini çok zarif bir şekilde anlatan meşhur "bir Allah kulu"nun hikayesine kulak verelim, ne dersiniz... Bağdat Yolcusu Eski zamanlarda, gönlü zengin ama cebi boş bir adem, kuraklık ve kıtlığın kasıp kavurduğu bir köyden geçerken susuzluktan bitap düşmüş. Yanında sadece çatlamış, suyu sızdıran eski bir testisi varmış. Adem, bir ağacın gölgesine çökmüş ve ellerini semaya açıp şöyle demiş: "Ey kimsesizlerin kimsesi! Halimi sen biliyorsun, dermanı da sen verirsin." Tam o sırada, atını dörtnala süren bir süvari bu ademin yanında durmuş. Süvari, onun perişan halini görünce heybesinden buz gibi su dolu deri bir tulum çıkarmış ve dervişe uzatmış. Adem suyu kana kana içmiş, artanı da o kırık testisine doldurmuş. Süvari tam gidecekken ademe dönüp hafif bir gururla: — "İyi ki oradan geçiyordum efendi, yoksa susuzluktan helak olacaktın. Benim sayemde hayata döndün," demiş. Adem gülümsemiş ve gökyüzünü işaret ederek şöyle cevap vermiş: — "Evlat, sen çok güzel bir vesilesin. Ancak beni doyuran senin tulumun değil, senin kalbine o 'durma' emrini veren, senin atının yolunu buraya düşürendir. Sen elini uzattın ama o eli bana ulaştıran O'dur. Sen benim için bir lütuftun, ama lütfun sahibi sen değilsin." Süvari bu söz üzerine atından inip ademin elini öpmüş. O an anlamış ki; iyilik yapan aslında bir emaneti yerine ulaştırıyordu. ★ Anadolu irfanı, bu "vesile" meselesini öyle ince işlemiştir ki, ne kula haddinden fazla değer verip onu putlaştırır, ne de kulu aradan çıkarıp nezaketi terk eder. İrfan terazisinde denge şudur: "Müsebbib (sebep olan) Allah, sebep ise kuldur." Gelin bu irfanı, hem bir hikmetli söz hem de bir "sır" ile derinleştirelim. İrfan Sofrasından Bir Nükteli Söz Eskiler der ki: "Vesileye teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş