• 200 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Esenlikler sayın 1000Kitap kullanıcıları.
    İncelememe başlamadan önce Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Cumhuriyet'in kuruluşunun ve bundan öte Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı Gazi Mustafa Kemâl Atatürk ve tüm silah arkadaşlarının ruhu şâd, mekânları cennet olsun, demek istiyorum. Zira bu kitapta Gazi'nin ve yakın arkadaşı M. Nuri Conker'in vatanı ne kadar çok sevdiğini görebiliyoruz. Bunun yanı sıra "Askerlik Sanatı"nda ikisinin de ne kadar büyük sanatçılar olduğunun bilincine önce katıldıkları savaşlardan, daha sonra ise Zabit ve Kumandan ve Zabit ve Kumandan ile Hasbihâl'den varabiliyoruz.

    İş Bankası Kültür Yayınları-Genel Yayın 1 olarak basıma çıkmış kitapta, Hasan Âli Yücel'in ilk olarak bu kitabı bastırmış olduğunu öğrendim. Atatürk'ün "Kardeşim Nuri..." diye hitap ettiği, gerçekten de ona kardeşi kadar yakın olan 1881 Selanik doğumlu Nuri (Conker) Bey; önce Osmanlı ordusunda verilen eğitimin yetersizliğini, daha sonra ise bir Zabit, bir Kumandan ve bir Er'de bulunması gereken nitelikleri, birçok örnek vererek anlatmış, kitabı "Birinci Fırka Erkânıharbi Binbaşı Mehmet Nuri" ismi ve sıfatıyla, Nisan 1330 (Hicri) yılında Dersaadet'de Tanin Matbaası aracılığıyla bastırmıştır. Kitabın içeriği ise Mehmet Nuri (Conker) Bey'in Birinci Tümen Üstleri ve subaylarına verilmiş konferansların derlenmesi ve genişletilmesi olarak sunulmuştur. Nisan 1330'da, yani Milâdi Nisan 1914'te piyasaya sürülen kitap Zabit ve Kumandan başlığını taşıyıp Söze Başlamadan Önce, Ön Söz, Kendini Hiçe Sayma ve Fedâkârlık Duygusu, Subayların, Erlerin Kalp ve Güvenlerini Kazanmaları ve Morallerini Yükseltmeleri, Taarruz Kavramı ve Kendiliğinden İş Görmek ve Sorumluluk Üstlenmek bölümlerinden oluşur. Başlıklarından da rahatlıkla içeriği anlaşılacağı üzere Subayların görevleri ve yapmaları gerekenler anlatılmıştır.

    Burada Nuri Bey, birçok örnek vererek kitabın anlatımını en basite indirgemeye çalışmıştır. Böyle yaparak kendilerinin hedeflediği şeyin, en saf Harbiyeli'nin bile kitabı okuduktan sonra bir şeyler çıkartabilmesi olduğunu düşünüyorum. Zira kendisi kitabın başında, kitabı özellikle öğrenciler için yazdığını söylemektedir. Bazen Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'dan, bazen Viyana kapılarına dayanmamızdan, bazen tarihin en büyük savaş dehalarından biri olarak görülen Napolèon'un stratejilerinden bahsederek konuyu anlama bakımından kolaylaştırmış. Bazen de azılı düşmanlarımız İtalyanların Trablusgarp'ta yaptıkları korkaklıktan bahsederek askerin böyle olmaması gerektiğini bizlere göstermiştir.

    En büyük zabitandan en küçük ere kadar asker olan herkesin fikir üretmesi gerektiğini, hayatı pahasına da olsa vatanı korkmadan savunabilmesi gerektiğini, bilim ve teknik gibi maddi kuvvetlerin yanında cesaret ve vatanseverlik gibi manevi kuvvetler olmazsa maddi kuvvetlerin işe yaramayacağını çok güzel anlatmıştır.

    Önemli bir alıntı çok dikkatimi çekmiştir, kendisi 1914 yılında yazdığı kitapta, Zabit ve Kumandan'ın 42. sayfasında, üçüncü paragrafın sonunda şu sözleri söylemektedir:
    Allah korusun bundan sonra karşılaşacağımız bir yenilgi, devletin ve Türk milletinin yok olması ve kökünden yıkılması demek olur.

    Ve kendisinin dediklerinden sonra Ekim 1914'te Birinci Dünya Savaşı'na İttifak Devletleri yanında giren Osmanlı İmparatorluğu, 1918'de Almanya'nın savaşı kaybetmesinin ardından kendisi de yenik duruma düşer ve Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona erer. Bilemiyorum, belki Gazi Mustafa Kemâl'in dediği gibi o zamanlar için "(Bu hakikatı) idrak etmemiş olmak için ya gafil ya cahil olmak lazımdı..." Ancak bu ileri görüşlülük, Nuri Conker'i gözümde gerçekten büyük bir adam olmaya itti.


    Bütün bu olanlardan sonra Mustafa Kemâl Hazretleri, kitabı okuyup, kitaptan çok etkilenip kendisi de buna benzer bir kitap olan Zabit ve Kumandan ile Hasbihâl'i yazmıştır. Fakat Mustafa Kemâl kitabı 1330 (Hicri)tarihinde yazsa da bazı teknik aksaklıklardan ve önemli nedenlerden dolayı kitap 1334 (Hicri) yılında çıkmıştır. Mustafa Kemâl, kitabı yazdığında Sofya Ataşemiliteri Erkânıharbiye Kaymakamı sıfatıyla yazıp, kitabın ilk sayfalarına Erkânıharbiye Binbaşısı Mehmet Nuri Bey'e notunu eklemiştir. Kitap 1918'de 1000 adet basıldıktan sonra, yaklaşık 40-50 tanesini M. Kemâl Hazretleri arkadaşlarına dağıtmak üz're almış, diğerleri piyasaya sürüldükten sonra Damat Ferit Paşa hükûmeti tarafından toplatılıp imhâ edilmiştir.

    Gâzi'nin kitabı altı bölümdür ve yalnızca dördüncü ve beşinci bölümlerin isimleri vardır. Bunlar da sırasıyla Taarruz Ruhu ve İnisiyatif'tir. Diğer bölümler genel olarak Gazi Paşa'nın Mehmet Nuri Bey'le fikirlerinin ortak olduğu ve olmadığı yerlerdir. Birçok yerde fikirleri bağdaşmaktadır.

    Taarruz Ruhu adlı bölümde, çok güzel bir alıntı vardır -ki bu şöyledir:
    Ordunun vazifesi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalkmaktır. Bu kalkış, elbette yerinde durmak için değil, düşmana atılmak için olursa kalkılmış olduğuna değer.

    Gazi Mustafa Kemâl Hazretleri'nin bu sözü, bazı siyasetçilerin "Bizim ...'da ne işimiz var?" sorularına güzel bir yanıt içermektedir kanımca.

    İnisiyatif bölümünde ise bahsedilen, en yüksek komutandan, en alçak ere kadar herkesin verilen emirleri bazen göz önünde bulundurmadan inisiyatif alma yetisinin olması gerektiğini söyler. Örneğin bir savaştasınız ve er rütbesi ile iş görmektesiniz size emir veren yüzbaşınız ve onun bir üstü binbaşınız hayatını kaybetti. Sizin de üstünüz kalmadıysa inisiyatif almaktan başka çareniz kalmamıştır. Alınan doğru bir karar zafere, alınmayan yanlış bir karar mağlubiyete götürür.

    Bu, bizzat Gazi'nin başına da gelmiştir. 25 Nisan 1915 günü Çanakkale'de çıkarma yapan düşman askerine karşı, mermisi tükenen asker, geri çekilmektedir. Bunu gören Mustafa Kemâl âni bir kararla "Cephaneniz yoksa, süngünüz var. Süngü tak, yat." emrini verip, "Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir." diyerek emrindeki askerleri cepheye yatırıp düşman askerini durdurmuştur. Ve aldığı bu inisiyatif karar Çanakkale'den düşmanı geçirmemiştir.

    M. Nuri Conker'in "Subay nedir?" sorusuna, "Subay, emrindeki askerler için en iyi örnektir." açıklamasını yapmasının en güzel örneği bu olacaktır. Öte yandan Süvari Talimnamesi Üçüncü Muharebe Bölümü-Madde 417:
    ...Subaylar birinci olarak düşman sıralarına saldırmalıdır.
    maddesini de Gazi başta olmak üzere birçok Türk komutan ismi rahat bir şekilde sağlayabilir.

    Bunun dışında bahsetmek istediğim husus şudur ki, iki kitabı karşılaştırmaya kalktığınızda, kimsenin dikkatinden kaçmayacak bir husus vardır ki, 1914'te yazılan bu iki kitapta, M. Nuri Conker Osmanlılık ve İslamlık fikirlerinin altında Türk milleti adını muhafaza ederken Gazi, milliyetçi bir yaklaşım altında Türk milletini belirtmiştir. Daha 1914'ten milliyetçi düşüncelerle yola çıkan Mustafa Kemal, hiç durmadan devam etmiş ve kuşkusuz amacına ulaşmıştır.

    Sol tarafı Osmanlı Türkçesi, sağ tarafı günümüz Türkçesi olan kitabı okumanızı şiddetle öneriyorum. Hele hele Harbiye düşünenler varsa benim gibi, bu kitabı başuçlarından eksik etmesinler.

    Esenlikler, iyi günler dilerim.
  • Tanrı'ya binlerce şükredelim ki milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellatça hükümlere kurban etmeyecektir.
    ...
    İstanbul Hükümeti'nin olumsuz teşebbüsleri hiçbir yerde hiçbir kimse tarafından uygulanamayacaktır. Millet, çizdiği program çerçevesinde pek kesin ve açık adımlarla hedefine doğru yürümektedir. İstanbul Hükümeti'nin şimdiye kadar süregelen engelleyici teşebbüslerinin hiçbir yerde hiçbir etki yapamamakta olmasıyla gerçek durumun takdir buyurulmuş olacağına şüphe edilemez.
    Mustafa Kemal Atatürk
    Sayfa 52 - Olympia yayınları