Etkili hikâyeler anlatmak kolay değildir; zorluk hikâyeyi anlatmakta değil, herkesin hikâyeye inanmasını sağlamaktadır. Tarihin büyük kısmı şu soru etrafında döner: Birileri, milyonlarca insanı tanrılara, milletlere veya sınırlı sorumlu şirketlere inanmaya nasıl ikna eder?
Bu başarıldığında Sapiens’e olağanüstü büyük bir güç verir; çünkü bu, milyonlarca yabancının ortak bir hedef uğrunda işbirliği yapmasını ve birlikte çalışmasını sağlar.
Kendi aramızda sadece fiziksel olarak var olan şeylerden, örneğin nehirlerden, ağaçlardan ve aslanlardan bahsedebilseydik eğer, devletlerin, kiliselerin ve hukuk sistemlerinin yaratılmasının ne kadar zor olacağını bir düşünün.
Anarşik güdülerimizle baş etmek için ahlaki özdenetim kullanmak ve zararlı eylemlere “dış yasaklar” koymak elverişli yöntemler değildir. Elverişsiz olmalarının nedeni de bu güdülerin Ortaçağ efsanelerindeki Şeytan kadar çok kılığa girebilmeleri ve bu kılıklardan bazılarının en aklı başında olanları bile yanıltmasıdır.
Günümüzde makineleşmenin beraberinde gelen sakıncaları önlemenin tek yolu, çalışma aralarında heyecan verici uğraşlar için olanak sağlayarak monotonluğu kırmaktır. Alpler’e tırmanma yoluyla yaşamlarını tehlikeye atma olanağı bulsalar, çoğu insanın savaş özlemi de yok olur.