Mütebessim olmaya ihtiyaçımız var.
Edebiyat
Yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir; kendi çölünü peşi sıra panayırlarda sürükleyen ve mütebessim cüzzamlılık, tamiri imkansızlık komedyenliği yeteneklerini sergileyendir. Eski zamanlardaki büyük yalnızlar mutluydular, ikiyüzlülüğü bilmiyorlardı, gizleyecek bir şeyleri yoktu: Bir tek kendi yalnızlıklarıyla söyleşiyorlardı.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yarının Adamı
Tıbbyeli bir genç Gazi"nin yanına yaklaşarak; "Paşam, bütün fotoğraflarınızda sert ifadelerle poz veriyorsunuz. Sizden rica etsem bu fotoğrafta gülümseyebilir Yarının Adamı 5 - Halaskâr Gazi misiniz?" Bu ilginç rica, orada bulunan herkesi şaşırtsa da Gazi'nin hoşuna gitti. Mütebessim bir ifade ile "Çocuk doğru söylüyor," dedi: "Tıbbiyeli gencimizin arzusunu yerine getirelim." Böylece tekrar sıraya girildi. Gazi gülümsedi ve deklanşöre basıldı.
Gelseydin, Dolaşsaydın gecelerimizi, O 'Kutlu Doğum' gecelerini, Anneler görecektin... Sen yeni doğmuşsun gibi, Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi, Mışıl mışıl uyuyasın diye Seni sabahlara kadar Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin... Sevgili!.. Gelseydin, Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi, Eyyüb Sultan gibi, Kab bin Malik gibi, Bir fecir vaktinde, Henüz yirmisinde yirmi beşinde, Bırakarak yurtlarını ocaklarını, Hedeflerine ilahi rızayı koyan, Arkalarına bakmayı ar sayan, Yiğitler görecektin... Onlar senin yiğidin, Elleri, o öpülesi elleri, Kim bilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken, Senin köyünün hayaliyle ısındılar... Gelseydin, Gecenin zifiri karanlığında, Uykunun en tatlı aralığında, Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa Gençler görecektin...
KUTLU DOĞUM
OKUMAK, RİTİM ve VAKT-İ MERHUN...
Atlayanlar bilirler. İp atlamanın sırrı ritmi yakalamaktır. Kenardan izlediğiniz harekete bedeninizle (ve de kalbinizle) uyum sağlamaya çalışırsınız. Âhengi yakaladığınızdan emin olduğunuzda sisteme dahil olursunuz. Tutturmuşsanız gerisi sadece tekrarlamaktır. Bir-iki zıpla. Bir-iki zıpla. Ritim bir tekrardır. Ama ipi tutanlar ritmi değiştirdiğinde dikkat oyuna tekrar dahil olur. Yâni "yeni bir ayarlama" yapar. Dikkatin buradaki fonksiyonu ritim değişikliklerini yakalamaktır. Yeni âhengi keşfetmektir. Ritmin terki dikkatin tekrarıdır. Dikkatin terkiyse ritmin. Yahut da şöyle söylemeli: Ritim tekrar etmezse dikkat tekrar eder. Bir de bahtımızı radyo misâlinde deneyelim: Bir radyonun yakalayabileceği yüzlerce-binlerce frekans vardır. Ve her bir frekans aslında bir ritimdir. Ritmini yakaladığınız yayın duyulur hâle gelir. Bu nedenle istasyon değişikliği istediğinizde düğmeyle oynarsınız. Düğme bir tür dikkat timsalidir. Frekanslarsa iplerin ritmi. Doğru frekansı yakaladığınızda yayına dahil olmak kolaydır. Belki biraz da bu sırrı sezdiğimizden anlaşamadıklarımız hakkında "frekansımız tutmadı" ifâdesini kullanırız. Anlatmak istediğimiz o kişiyle aramızdaki ritim farklılığıdır denilebilir. Fıtratımız, kültürümüz, dinimiz, yaşam şeklimiz, hattâ her bir seçimimiz ritmimize bir şeyler katar/eksiltir. Ortak paydalar çoğaldıkça kalpler birbirine yaklaşır. Bir Müslüman "Selâmün aleyküm!" dediğinde aynı mütebessim "Aleyküm selâm!" duâsını duyar dünyanın her yerinde. Bunu da bir "istasyon kontrolü" sayarsam alınma; nihayetinde her iletişim frekans kontrolüyle başlar. Sünnet-i seniyyeyse ümmetin ortak dikkatidir. Başarısızlık da yine ritimle ilgilidir. **Tıpkı mürşidimin "vakt-i merhun" ifadesinde kastettiği gibi. Yahut da "Senin üstünden
Risale-i Nur
Mütebessim simasından içimize sevinçler, taze baharlar dolup taştıysa; sesiyle, bir duasıyla ömrümüze bereket vesilesi kılındıysa; bir kere bir yerde bir zamanda yolda yürümekle dahi olsa kardeş-dost hakkı oluştuysa bu kıymetli nefesi/muhabbeti su gibi aziz bilmeli, gül gibi zarif hatırlamalıyız ey muhibe..