Demin beş gün boyunca kesik olan su, geldi. Birikmiş bulaşıkları yıkadım, plastik şişelerle bidonları doldurdum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım, gecekondu düzeninden kurtaramadığım evime baktım. Çaydanlıkta kaynattığım içme suyunun kabarcıklanmasını beklerken zincirleme sigara içtim. Yıkanacak her şeyi yıkadıktan sonra - elbezleri, küçük mutfak havluları, iç çamaşırları- kendimi de yıkadım. Yıkandım demiyorum, çünkü Körfez Savaşı’nın bir ay öncesinden bu yana kendimi de yıkanması gereken bir nesne olarak görüyorum. Bir elli sekiz boyunda ve kırk altı kilo ağırlığındaki bedenimi yıkamak için ne kadar az su gerektiğine şaşıp kalıyorum.