Matisse, Ingres ve Picasso gibi Batılılar, kadınları çıplak ve hareketsiz olarak gösterirken; Müslüman erkekler gerek minyatürlerde, gerekse edebiyatta, kadınları etkin birer katılımcı olarak betimler. Müslüman ressamlar, harem kadınlarını ok ve yay kuşanmış, ağır zırhlar giyinmiş olarak, çevik atlara binerken hayal ederler. Müslüman erkekler, harem kadınlarını ele avuca sığmaz cinsel partnerler olarak tanımlar. Ancak anladığım kadarıyla Batılılar, haremi anımsarken gülümsemekte haklılar, çünkü kadınları hapsetmek ve sonra eğlence beklemek gerçekten tuhaf bir fikir! Müslüman erkekler, hayal ya da gerçek, haremlerinde kendilerini korunmasız hissederken, Batılılar kendilerini kadınlardan hiç korkusu olmayan, kendine güveni tam kahramanlar olarak tanımlıyorlar. Müslüman haremlerinin gözler önündeki trajik boyutuna kadın korkusu ve erkeğin kendine güvensizliğine Batı hareminde yer yok.
1880'lerde çalışan Paul Cezanne ve 1900'lerde çalışan Henri Matisse'e kadar hiçbir Batılı ressam,tuvalinin üstünde,izleyicinin tamamlaması için kasten boş alan bırakmamıştır.
"Kırmızı Pantolonlu Odalak"ın üzerinde yazılı 1921 tarihine bakakaldım; Batılı bir tablonun, Matisse'in yarattığı bir imgenin Türk kadınlarını hâlâ birer köle olarak göstermesi beni sersemletmişti; onlar politikaya ve çeşitli mesleklere atılırlarken. Bir imgenin gerçekten daha güçlü olması mümkün olabilir mi? diye düşündüm. Gerçek bu kadar zayıf mı?
" Acı , bizi insan yapan tek şeydir . Ve ben senin cennetinde mutlu bir hayalet olmaktansa , kendi cehennemimde acı çeken bir adam olmayı tercih ederim . " ...
Sayfa 222 - Oğuz Yılmaz/ Şimal Yıldızı·Kitabı okudu