Türk edebiyatımızın ilk felsefi ve gerçeküstü romanı olan Amak-ı Hayal, okurken bizleri hayalin derinliklerine götürüyor. İçindeki şüphe ejderhasını susturmak için ruh ve madde alemi arasında varlığın hakiki manasını yani mutlak hakikati arayan Raci, bolca manevi seyahatlere çıkarıyor bizleri. Arayış temasını bolca gördüğümüz Amak-ı Hayal; din, mitoloji, Doğu Batı felsefesi, tasavvuf felsefesi ve aynı zamanda bilim kurgu ögeleri de içermektedir. Bu yönüyle yazıldığı döneme yani 1900’lerin başına göre oldukça farklı bir eserdir. Aynı zamanda verilmek istenen mesajı doğrudan değil simgeler aracılığıyla vermesi bakımından alegorik bir eserdir.
Kitapta özellikle tasavvuf felsefesine dair görüşleri merakla okudum. Aynı zamanda Raci’nin seyahatlere çıkmasında yardımcı olan Aynalı Baba, “Mümin müminin aynasıdır.” sözünü getirdi aklıma, hep hakikati gösteren bir ayna. Raci içindeki şüphe ejderhasını susturmak istemese rüyalar, gerçekler, hayaller, varlık, yokluk, alem, ruh, ölüm, hayat arasında gidip gelmese hakikati bulması mümkün olabilir miydi? Şüphe, tek gerçek olabilir miydi? Hayalin derinliklerine dalıp görelim.