Bir arayış ve yolculuk üzerine yazılan kitapları okumayı çok seviyorum, bana aslında hayatımızın da bir yolculuk olduğunu hatırlatıyorlar. Bu kitapta da kendi öz benliğini ve hakikati bulmak isteyen Siddhartha’nın bu yolculukta yaşadıklarını okuyoruz.
Bir yolculuğa başlarken olduğumuz biz ile o yolculuğun sonundaki biz aynı biz miyizdir? Yol insanı değiştir, yolculuk insanı değiştirir. O yolculukta yaşadıklarımız, inişlerimiz, çıkışlarımız, acılarımız, kayıplarımız, mutluluklarımız bize aradığımız şeyi buldurur. Kimse bize o yolculuğumuzda neler yaşayacağımızı öğretemez; kendimiz yaşayarak öğreniriz.
İşte Siddhartha’nın yolculuğu da böyleydi. Samanalar ile geçirdiği çile dolu günler, ticarete atılıp zengin olduğu günler, bir kadına aşık olduğu günler… ona hakikati öğretecek bir öğreticiyi bulmaya çalışır, ama zamanla anlar ki, aramak demek bulmak demektir. Bulmak demekse artık hayatta bir amacının kalmamasıdır. Artık aramayı bırakır, yaşamaya başlar. Yaşamın kendisi zaten bir öğreticidir. İnsan yaşarken öğrenir; bir ırmaktan öğrenir, bir taştan öğrenir, bir dosttan öğrenir, bir çocuktan öğrenir… öğrenmek için yaşamak; biraz gözlemlemek, seyretmek gerekir. Yaşam bize zaten öğrenmemiz gerekenleri verecektir. Yeter ki buna hazır olalım.
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
İki bin yıl önce yazılan bir kitapta mutlu yaşam üzerine ne yazılabilir diye çok merak etmiştim, o zamanki mutluluk tanımı ile günümüzdeki mutluluk tanımı farklıdır diye düşünmüştüm. İmkanlar, ihtiyaçlar, arzular, istekler ve dönemin şartları bu kadar farklı iken o dönemin mutluluğu da farklıdır sanmıştım. Ama yanılmışım, mutluluğun tanımı ikibin yıldır değişmemiş meğer. Doğayla uyum içinde yaşamak, erdem sahibi olmak, maddi şeylere değil ruhumuzu besleyecek alanlara yönelmek, iyi bir insan olmak… yüzyıllardır insanlar aynı şeylerden bahsediyorlarsa belki de doğamızda zaten var olan bu duyguyu, fabrika ayarlarımıza dönerek ve doğru yerde arayarak bulabiliz.
Kitabın ikinci kısmında ise yaşamın kısalığından bahsediyor yazar. Ömrümüzü nasıl da boş yere harcadığımızdan, vaktimizin kısıtlı olduğunu unuttuğumuzdan, zamanın hızına yetişmeye çalışırken yorulduğumuzdan… hızla bitirip tükettiğimiz kısacık yaşamlarımız üzerine biraz durup düşünmeliyiz belki de. Ne için neyi harcıyoruz, kendimize sormalıyız. Bir çırpıda okuyacağınız bir kitap, iyi okumalar.
Bilinçaltının Gücü’nün seveni de eleştireni de o kadar fazla ki, ben de arada kalmış gibiydim. Ama sanırım bu biraz da biz okurların kişisel deneyimleri, ilgi ve ihtiyaçları ile alakalı.
Duygularımızı, düşüncelerimizi, hissettiklerimizi, acıyan yanlarımızı, gülen taraflarımızı, korkularımızı, sırlarımızı, içimizde olan ve dışımıza yansıtmadığımız ne varsa, hepsini, yalnızca biz