İnsana ontolojik yaklaşım, manası
İnsanın cevheri büyüktür, mahiyeti yücedir, cinayeti de büyüktür. İntizamı da mühimdir, kâinatın diğer varlıklarına benzemez; intizamsız olamaz. Evet, ebede namzet olan büyüktür; ihmal edilemez, abes olamaz. Mutlak yokluk ile mahkûm olamaz. Adem-i sırfa (mutlak yokluğa) kaçamaz. Cehennem ağzını, cennet de nazlı ve nazdar kucağını açmış, bekliyorlar.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Henüz var olmayan bir şeye tutkuyla inanarak o şeyi kendimiz oluştururuz. Var olmayan şeyler, yeterinde arzulamadığımız şeylerdir. İnsanın asıl doğası, ancak ölümden sonra veya mutlak bir yalnızlık hâlindeyken ortaya çıkar. Öldüğümüz zaman, tıpkı evinin bacasını temizleyen bir kişinin banyodaki hâli gibi üzerimizdeki tüm kirler akıp gider.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ancak ben varım. Çünkü hiçim. Yokum. Vücudum mutlaktır. Yokluk kayıt altına alınmış olan da vardır. Mutlak vücuttur. Vardır. 
Var olması hiçbir şekilde mümkün olmayan madüm kesinlikle bilgiye konu olamaz; çünkü o, |(var) olabilecek bir şey değildir. O hâlde bilgi, genel anlamda sadece varlığı konu edinir ve yokluğa ilişmez. Çünkü hiçbir şekilde var olamayacak şeyin (mutlak) madûm, salt (yokluk) bilgi konusu olabileceği düşünülemez. Salt yokluk, herhangi bir forma sahip olmadığı gibi bir nitelikle sınırlanmamış, -sırf olumsuzlamanın dışında kendisini sınırlayacak bir gerçekliği de yoktur. Sırf olumsuzlamadan ise nefiste herhangi bir şey meydana gelmez. Meydana gelebilseydi, (yokluk) varlık olurdu. Hâlbuki hakikatlerin başkalaşması mümkün olmadığı için yok olan kesinlikle -herhangi bir yönden varlık olamaz. Allah'tan ortağı olumsuzlamayı bilmeni düşün!
Sayfa 24·Kitabı okudu
1000Kitap
Dünyada mevcut ne kadar insan varsa inkâra sapsa...
Muhal farz... Dünyada mevcut ne kadar insan varsa inkâra sapsa... Hayvanlar, nebatlar, cematlar da dile gelse ve bunlar da aynı inkâr sesini bestelese... Fezanın dibi ölçülse ve dibinin dibindeki dipten ilerisinin de tasavvuru kâbil olmayan hesabı verilse... Her madde ve her hâdise, vücut hikmetini, «niçin»ini, «nasıl»ını ve «neden»ini mutlak bir anlatışla anlatsa ve bütün bunlar inkârı gerçekleştirmek için olsa... Muhâl farz dedim ya; aslında onun emriyle var olan yokluk, var olan varlık gibi dile ve harekete gelse de, kendisiyle beraber varlık adına tek şey, tek ümit, tek vücut bırakmasa... Ölüme çare bulsalar, yıldızları bozuk para diye harcasalar, güneşi idare lâmbası gibi kullansalar, mesâfeleri dondurup yekpâre bir elmas halinde hakimiyet tacına oturtsalar ve bu tâcı benim başıma geçirseler... Dilim, hafızam, akrabam, vatanım, hâtıram, hiçbir seyim kalmasa. Benim, evet bizzat benim ayaklarımdan saçlarıma kadar her zerrem kendi aleyhime dönse ve beni yalanlasa... Ben, bende kalacak tek ve son bir nokta halinde, sana Allahım ve senin Sevgiline iman eden ve O'nun senden getirdiği her ölçüyü hak bilen biricik insan, vücut, kısım, parça, nokta, zerre olur ve böylece kalırım. Dedim ya, muhal farz, yokluğu bulup da söyletseler ve ona «benden başkası yok!» dedirtseler, ben yine O'nun bildirdiği «var»dan ve O'ndan yana kalırım.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Şiir
Bir gürültünün ilk yaptığı, başkalarını susturmaktır. Sansür getirir, anlam boşluğu yaratır. Bu yokluk, hemen ardından mümkün olan tüm anlamları -mutlak belirsizliği, hayal gücünün serbest bırakılmasını, yeni timsal estetikleri, yeni lisanlara yönelmeyi- var edebilir.