"Ben" mutlak anlamda birliktir (bütünlüktür) Çünkü eğer o bir çokluk olsaydı, sadece kendi varlığıyla değil, parçalarının gerçekliğiyle var olurdu. O zaman sadece kendisiyle, yani salt varlığıyla koşullanmış olmazdı (ki bu durumda aslında hiç var olamazdı) aksine, o çokluğu oluşturan tek tek tüm parçalar tarafından koşullanmış olurdu. Çünkü bu parçalardan biri bile ortadan kaldırılsaydı, tam da bu yüzden "Ben"in kendisi de (kendi tamlığı içinde) ortadan kalkmış olurdu. Fakat bu durum onun özgürlük kavramıyla çelişir; dolayısıyla "Ben" hiçbir çokluk barındıramaz, o mutlak surette birlik olmak zorundadır salt "Ben"den başka bir şey olamaz. Özgürlük tarafından belirlenen koşulsuzluk (mutlaklık) nerede varsa, "Ben" oradadır. Dolayısıyla "Ben", mutlak anlamda "Bir"dir. Çünkü eğer birden fazla "Ben" olsaydı, "Ben"in dışında başka bir "Ben" bulunsaydı, bu farklı "Ben"lerin bir şey aracılığıyla birbirinden ayırt edilmesi gerekirdi. Oysa "Ben" yalnızca kendisi tarafından koşullanmıştır ve sadece entelektüel görüde (intellektualer Anschauung) belirlenebilir; bu yüzden kendisiyle mutlak bir eşitlik içinde olmak zorundadır (sayısal olarak asla belirlenemez) Dolayısıyla "Ben"in dışındaki o diğer "ben", bu "Ben" ile çakışır ve ondan asla ayırt edilemezdi. Yani "Ben" kesinlikle sadece "Bir" olabilir. (Eğer "Ben" tek bir biricik olmasaydı, birden fazla "Ben" olmasının gerekçesi "Ben"in kendi özünde bulunamazdı çünkü o bir nesne olarak belirlenemez yani "Ben"in dışında olurdu ki bu da "Ben"in kendisini ortadan kaldırmakla eş anlamlı olurdu.) Saf "Ben" her yerde aynıdır; her yerde Ben = Ben'dir. "Ben"e ait bir nitelik (özellik) nerede bulunursa, orada "Ben" vardır. Çünkü "Ben"in nitelikleri birbirinden farklı olamaz; zira hepsi aynı koşulsuzluk tarafından belirlenmiştir (hepsi
Mutluluğunu sürekli birilerine, olaylara veya sahip olduklarına bağladığın için, aslında hayatı bitmek bilmeyen bir "kaybetme korkusu" ile yaşadığını fark ediyor musun?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Bizim "sevgi" veya "mutluluk" sandığımız şeyler genelde egonun dışsal bir koşulla tatmin olmasıdır ve zihin dünyasına aittir. Zihne ait her duygunun bir zıddı vardır; bugün size haz veren şey yarın hüsran verebilir. [...] gerçek sevinç, şefkat ve huzur bir koşula bağlı değildir. Onlar, özümüzle temas kurduğumuzda, "Var'lık" alanına girdiğimizde içten dışa doğru kendiliğinden taşan hallerdir. Dışsal bir nedene ihtiyaç duymadıkları için de zıddı olmayan, sarsılmaz ve kalıcı durumlardır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Mesnevî: Tercüme: "Bu acâibtir ki, bu renk renksizden çıksın, renk renksiz ile nasıl cenge kalkıştı?" Bu da sorudandır, yânî bu rengin renksizden çıkışı ve sonra da kavgaya kalkışması acâib bir şeydir, nasıl olur? Mesnevî: Tercüme ve îzâh: Hz. Mevlânâ (r.a.) bu soruya cevâben örnek verip buyu rurlar kî: "Yağın aslı sudan çoğalır. Daha sonra su ile nasıl zıt olur? Mâdemki yağı sudan yoğurmuşlardır, su ile yağ niçin zıt olmuşlardır? Ve mâdemki gül dikenden ve diken de güldendir, niçin her ikisi cenkte ve muhâlefet içinde dir?" Yânî zeytin ağacı, “ve cealnâ minel mâi külle şey’in hayy” yânî “Ve hercanlıyı sudan yaptık” (Enbiyâ, 21/30) âyet i kerîmesi gereğince her şey gibi sudan büyüme ve gelişme ve hayât bulur ve onun semeresi olan zeytin yetişir; ondan yağ çıkarılır; sudan hayât bulmuş iken işin sonunda ona zıt olur ve bir türlü su ile birleşemez. Ve aynı şekilde gül ve diken bir asıldan çıkmıştır; niçin hükümleri başka başkadır? İşte bu hâl onların taayyünleri ve kayıtlı oluşları îcâbıdır. Mutlaklık, kayıtlılığın esîri olunca kavga ve çekişme ortaya çıkar. Ahmed Avni Konuk
1000Kitap
BEŞERÎ ve İLÂHÎ MATEMATİK...
17. asrın bütün matematikçileri aynı kanaati taşıyorlar: İlimlerin mutlak bir değeri, hiç değişmeyen bir değeri, ilâhî bir değeri olduğuna inanıyorlar. (…) Şu hâlde matematik ilimlerde teoremlerin, ancak ilk önermelere göre zorunlu olduğunu biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki tanımlar sadece hiçbir yerde mevcut olmayan ve hattâ bütün sâfiyetleri içinde gerçekleştirilemeyen mümkün şeyleri temsil ederler. Yalnız şu var ki 17. asırda gerek aksiyom-müteârife'ler gerekse postulat-prensip’ler herkesin nazarında “ezelî hakikatler” sayılıyor. Bazıları, Tanrı ezelden katî olarak öyle karar verdiği içindir ki bu hakikatlerin ebedî olduğunu kabul ediyorlar. Bazıları da Tanrı bile onları değiştirmediği için, bu hakikatlerin ezelî ve ebedî olduğunu kabul ediyorlar. Fakat her iki fikirde bulunanlar da sonunda onlara bir mutlaklık vasfı veriyorlar. Onların nazarında beşerî matematiğin ilâhî matematikten farkı yoktur. Cebir, geometri, mekanik teorem-ilmî önermelerimiz ilahî zekânın seziş sûretiyle kavradığı ilmî önermelerin aynıdır. Matematik ilimler ilkelerinde nasıl mutlak iseler neticelerinde de mutlaktırlar. (…) (Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)
Matematik Ve Hayat
Bir nasibi mutlaklık, sana rüculuğunda mabed ister. Taş olur toprak, olur deniz olur,kuytu bir oda da bekler. Sesin çokluğunda fısıltıdır izler.
Duygu ve Düşünce
TÜRK MATERYALİSTLERİNİN HERZELERİ...
Aristo mantığıyla bilim yapma çalışmalarının yüzyıllar öncesinde kaldığını sanıyorsanız, acele etmeyin, Türk materyalisti sizi her zaman yanıltır. (evrimagaci.org/blog/varlik-uze...) Şu mantık parendelerine bakın: "Kâinatı bir yaratan varsa o zaman onu kim yarattı? Demek ki, kâinat yaratılmamıştır, hep vardı!" Modern bilime göre, özellikle Hawking'den sonra kâinatın ezeliliği safsatasının savunulabilir, akla mantığa sığar bir tarafının kalmamış olması bir yana... Bu mantık hokkabazlığı da geçersizdir. Yaratıcı'dan aldığın "mutlaklık" vasfını yaratılmışa yüklediğinin farkında olmadan saçmala dur... Bunlar evrim konusunda da böyle yapıyorlar. Bütün yaratıcı vasıfları "Tabiî Ayıklanma" dedikleri bir -kendi kendine var olmuş, hep vardı!- kanuna yüklüyorlar. Üstelik onun ne yaptığını bilmeden her şeyi yaptığını iddia ediyorlar. Yaratıcı'nın olmadığını ispatlamış oluyorlar. Gerçi Batı'da özellikle sosyalist alimler bu el çabukluğunun ilk farkına varanlar; ama bizde, sığ sularda balık avlamak kahramanlık sayılmaya devam ediyor. İnanılır gibi değil; Varlık Üzerine - Evrim Ağacı -Selim Gürselgil, "Türk Materyalistler", x.com/gurselgil, 11 Mart 2026-