Neredeyse üç aydır hiç konuşmadan, tanışmadan yan yana çalıştığım biri vardı. Nasıl desem, hani bazen insan konuşmadan birinin sessizliğinden bir derinlik çıkarır ya da belki de biz insanlara kendimizde bulduklarımızı onlara atfederek anlam yüklüyoruzdur, bilemiyorum. Fakat bu sefer bizimki karşılıklı bir anlam atfetme gibiydi. Geçenlerde bana küçük bir jest yapıp masama özenle seçtiği belli olan bir çikolata koymuştu. Bunu yaptıktan sonra birkaç gün boyunca onu hiç göremedim. Tabii benim de çok içimde kalmıştı, ne teşekkür edebilmiştim ne de kendisine karşılık verebilmiştim. Sonraki gün geldi, birkaç dakika konuşma fırsatımız oldu. Çok naifçe düşünmüştü, küçük bir şey olmasına rağmen mutlu olmuştum. Ben de son günümde gitmeden önce ona bir kitap hediye etmek istedim. Lakin biriyle doğru dürüst bir konuşmanız bile olmadan böyle bir şeye kalkışmak doğru muydu, yanlış algılamalar çıkar mı diye çok düşündüm. Sonra da birinin ruhuna küçük de olsa bir iz bırakmaktan güzeli mi var diye düşünüp vermeye karar verdim. Tabii bunu ruha dokunan bir yazıyla taçlandırmasaydık olmazdı. :)) Çıkışta eve giderken verdim, çok mutlu oldu. Açıkçası bir daha hem karşılaşmayacağımızı düşündüğüm için hem de gerçekten içimden çok geçtiği için vermek istedim. Birkaç gün geçti sonra baktım mesaj atmış (numaramı büyük ihtimalle gruptan almış, bu sayede konuşma fırsatımız oldu.) Kitabın arasına koyduğum yazıyı sonradan fark edip okumuştu, birkaç gündür beni arıyormuş... Üç aydır yan yana olup da konuşmaya çekindiğim insanla şimdi de birkaç hafta sonra bir yerlerde oturup tanışmak için sözleştik. Bunu anlatmak istememin sebebi arkadaşlar, birilerinin ruhuna dokunmanın küçük şeylerle ne kadar basit olduğunu anlatmaktı. Bazen insanlar karşılıklı bir çekingenlik içinde oluyor ama bu belli bir
Duygu ve Düşünce
Ah'lar dünyası
Bazı insanlar şehirlerde yaşar, bazıları evlerde, bazıları ise yıllardır içlerinden çıkamadıkları bir duygunun içinde. Ben uzun zamandır ah'lar dünyasında yaşıyorum. Haritalarda yeri olmayan, hiçbir trenin uğramadığı, hiçbir navigasyonun tarif edemediği bir yer burası. Sokakları yarım kalmış konuşmalarla döşeli, kaldırımlarında dönmeyen insanların ayak izleri var. Burada her köşe başında bir "keşke" oturur, her pencereden bir özlem dışarı bakar. İnsan yürüdükçe geçmişine rastlar. Bazen bir çocuğun gözlerinde kendi çocukluğunu görür, bazen bir yabancının sessizliğinde kendi suskunluğunu. Çünkü bu dünya, kaybettiklerimizin ve söyleyemediklerimizin kurduğu görünmez bir ülke gibidir. Ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan çalış, akşam olunca yine aynı sokaklara dönersin. Benim ah'larımın çoğu bir insanın ardından değil, bir ihtimalin ardından yükseldi. Çünkü bazen insan sevdiği kişiyi değil, onunla kurduğu hayali kaybeder. Bir gün birlikte yürüneceğini düşündüğü yolları, birlikte bakılacağını hayal ettiği gökyüzünü, birlikte susulacağını sandığı akşamları kaybeder. Sonra geriye yalnızca gerçekle hayalin arasındaki o uzun mesafe kalır. İnsan birini kaybettiğinde ağlar belki ama bir ihtimali kaybettiğinde içinde sessiz bir mezarlık kurulur. Orada gömülü olan şey bir insan değildir; yaşanabilecekken yaşanamayan bütün hayatlardır. İnsanlar ah'ların yalnızca üzüntüden doğduğunu sanıyor. Oysa en büyük ah'lar çoğu zaman öfkeden doğar. Bir zamanlar seni sevdiğini söyleyen birinin ardına bile bakmadan gitmesine, yıllarını verdiğin şeylerin bir cümleyle yok sayılmasına, içindeki çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgiyi alamamasına duyulan öfkeden... Çünkü bazı yaralar kanamaz, bazı yaralar kızdırır. İnsan bazen ağlamaktan değil, öfkelenmekten yorulur. İçinde sürekli "Neden?" diye soran bir sesle
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sevgi dili 33..
— Beni neden seviyorsun? Bu sorunun kısa bir cevabı yok. Çünkü seni bir sebepten dolayı sevseydim, o sebep değişince sevgim de değişebilirdi. Ben seni gözlerinin renginden dolayı sevmedim. Gülüşünden dolayı da değil. Bunlar sadece ilk dikkatimi çeken şeylerdi. Ben seni… kalbimin sana alışmasından dolayı sevdim. — Kalp bir insana alışır mı? Hem de nasıl. Mesela herkesin sesi aynı değildir. Ama bazı sesler vardır, duyduğun an içindeki gürültü azalır. Bazı insanlar vardır, yanındayken hiçbir sorun çözülmez aslında. Ama yükün hafifler. İşte kalp böyle alışır.
Duygular
ŞAHIS KİM? Tolstoy veresiye almıyorum şeklinde kurduğu ilk cümle öncesinde ilk kurduğu cümleyi unutana kadar her şey yolunda gidiyormuş düşüncesi işte o cümle beni benden alıyordu. Neticede Tolstoy’un ilk cümlesinin sonrasındaki cümlesini bile unutacak derecede haşat olmama sebep olmuş bir ilgiyle karşı karşıya kalmıştım. Adeta Tolstoy’un ilk cümlesinin sonucu asla benim bağlayamayacağım pek çok sonuçla hiç te öyle olmayacakmışçasına yaşadığım anlarımla dolu yıllarım gözümün önünden film şeridi gibi geçsin diye hususi kurulmuş bir mimari eserdi. Aradığımız şahıs Tolstoy olamazdı. Cuma günü düğünümüz vardı. Hayır Pazartesi. Beynin bedava olduğu enginlerde ufuk çizgisine çok ta rastlayamadığımız gerçeğiyle yüzleşmeden önce son bir ısırık aldı Adem elmasından ancak Havva’ya sadece ısırılmak ile hasar görmek hatta duymak kaldı. Galiba çok fazla hamburger sonrası çılgınlığı saptamalarıyla dolu bir grup ademoğlu ve ademkızı olarak halamızla dayımızın bulunduğu düğüne doğru adım atmak üzereydik. Şahıs mertebesine en son ama en son ama bak ulaşacak kişinin aslında ilk kişi olma ihtimalini öyle derinden yaşıyorduk ki aniden farketmemiz ile mutlu bir beraberliğin salonunda halay çekerken bulduk kendimizi ama kendimizi ama bak. Gelişigüzel gelmeyişi hiç oralı olmayan sade bir yaşam özentisiyle sosyetenin amaçsızca markalara tomarla para verip birbirine fors için cebimizi delene kadar demir parmaklarını soktuğunun yarı farkındaydık. Çünkü aynada kendine bakan yarı ölü kediler gibiydik ki bunu hiçbirimiz değil Pink Freud söylemişti. Tüm savaşların havadan helikopterle yerlere atılan beyaz A4 kağıtlarla her taraf kaplanınca askerlerin ellerindeki silahlarla dizüstü yere çöküp ağlamaya başladığında biteceği inancıyla uyukladığımız günler zaten büyümemize yetmişti. Şaşkınlığımız çok
TAMAM SEN KAZANDIN!
Gardımı indiriyorum Yaaa ben sana ne dedim üzgün baktığın fotoğraf atma demedim mi :( Böyle yapınca bütün isteklerini yapasım geliyor kıyamıyorum diye yaptın dimi çakal :) O kalan isteklerini de yapayım diye yaptın :) Bak ben senin için o kadar bakım yaptırıyorum sen benim için bir sosyal medya paylaşımlarına mı dikkat edemiyorsun mesajı vermişsin. Üzülüyorsun dimi senin dediklerini yapmadığımda :) Şimdi anladın mı benim neler hissettiğimi? Benim dediğim olur erkekliğin sarsılıyor dimi :) Tamam, anladım sen de artık kesin barışmak istiyorsun. Ama ilk engeli o attı o kaldırsın gururun tutuyor. O zaman şöyle yapalım mı? Eğer müziği çıkartmakta zorlanıyorum diyorsan ben bekleyemiyorum Aycan diyorsan; İletişim kurmak isteğin geldiği zaman, kendini hazır hissettiğinde, Bana şu üç işaretten birini bırak. Ben de sana söz veriyorum engelini kaldıracağım. Şu andan itibaren de tamam hiçbir paylaşım yapmayacağım. Çünkü ne yapacağımı şaşırdım. Demek ki cidden rahatsız oluyorsun. Hiç anlayamasam da nedenini. Ve inat huyun yüzünden o şarkıyı çıkarsan da atmayacaksın. Okuduğum kitapları ekleyeceğim sadece. Onların da siyasi olmasına bi zahmet bi şey deme. Gizliye alsam bu sefer ona da işkilleniyorsun. Sadece bu gece Efe'ye son mektup yazacağım. Bu kadarcık olsun. Yüz yüze gelince konuşuruz. Bu sosyal medya meselesini. İnat seni ya :) 🧭 Ya müziği bırak. Ve sonunda ekrana gülümse. 🧭 Ya akşam sefası çiçeği bitkisi önünde poz ver ve arkaya müzik koy. 🧭 Ya da günbatımında poz ver ve arkaya müzik koy. Bunlardan birini yap. Saat 03.00'da açacağım. O güne kadar tek bir paylaşım yapmam. (Allah korusun ülkemizde acil bir afet ohal vs. olmadıkça) Tamam mı deli kurdum oldu mu mutlu musun şimdi 🙃
Şu hediyelerimin güzelliğine bakar mısınız? Bazı dostluklar, kitapların muhabbete meze olması kadar güzel. Normalde kitap biriktirme huyum olmasa da, son altı ayda okumadığım kitaplar boyumu aştı :) özellikle bilim kurgu bana hitap eden bir tür olmamasına rağmen bilim kurgu kitaplarım artıyor ayrı bir ironi oldu :) Ocak ayından beri okunmayı bekleyen kitapların bana bakışlarını tahmin bile edemezsiniz! Ne mutlu ki çevremde kitap alıp üzerine saatlerce konuşabildiğimiz güzel insanlar var 🌸
Duygu ve Düşünce